• ozanakbas

Ankara, Ev.


Bir iki gündür değişik bir yoğunluk, böyle bir birikme vardı içimde, bir yere dökmek istedim. Bir whatsapp grubunda arkadaşlara döküyordum ki, yetmedi buraya geldim. Gezi başlığında Ankara'yla ilgili bir şeyler olmasaydı kendimi affetmezdim şayet :) O mesajı direk alıp, sonundan devam ettim. Biraz içimi döktüm. DÜşünürken yazdım, geri dönmeden yazdım, durmadan ve bakmadan yazdım. Bu paragrafı da yazıyı bitirdikten sonra başa dönüp öyle ekledim. O yüzden sürç-i lisanlara göz yumuyoruz, görmezden geliyoruz. İyi okumalar!

Dün söyleyeceklerim vardı unuttum, Ankara'da pek bir sosyallik yok evet herkes yüzünü kimliğini saklamak peşinde gibi. Ama Ankara çok güzel bir şehir. Her anını seviyorum burada hayatın. Limitsiz bir baştan başlama şansı tanıyor bir kere. Böyle puslu falan ya herhalde absorbe ediyor bir şeyleri bilmiyorum. Beni depresyona sokmuyor puslu hava çünkü, aksine böyle bütün uyarıcı faktörleri elimine ederek sakinlik ve dinginlik veriyor. Bir kere puslu olsa da aydınlık, karanlık değil yani. Nefes alıyorsun. Renkler fosfor fosfor değil böyle tek düze sakin. Kaos yok, korna, motor falan gibi sesleri bile yok ediyor olabilir o pus. O pusa siz kurban olun.

İnsanlar da o yüzden sakin bence. Ve o yüzden herkes kendi işine bakıyor başkasının işine burnunu sokmuyor, kendi halinde bir memleket bu çok hoşuma gidiyor. Her kaldırım taşında anım var, her geçtiğimde hepsini de hatırlıyorum, hatırlayacağım. Yani burası ev tabii bana objektif konuşmak gibi bir çaba sarf etmiyorum o yüzden.

Ankara'nın nesini seviyorsun anlamıyorum diyenlerin ezberden konuştuğunu düşünüyorum. Çok da umurumda değil açıkçası, kimseye Ankara'yı sevdirmek zorunda değiliz, Ankara'nın şehir olarak böyle bir endişesi, gayesi de yok zaten, o her gelene kollarını açıyor, gidersen de trip atmıyor, evimizin köpeği gibi :) bana çok iyi geldi bu Ankara.

Sadece 2 yıldır İstanbul'da yaşıyorum. Başlarda ay aşırı geliyordum Ankara'ya "öf çok sıkıldım döneyim artık" diyordum. Yine tabii döneyim istiyorum, İstanbul'da kendime ait bir evim, bir işim, bir düzenim var artık. (Bir şeyi övmek için rakibini çamura bulamaya gerek yok) Ama bu kez tam 7 ay oldu Ankara'ya geleli. Dolayısıyla kıymetini anladım. İstanbul'da işlerim çok yoğun. İki işte çalışıyorum gibi bir durum var hatta. Hafta 70-80 saat mesai yaptığım zamanlar oluyor. Gelemedim bir türlü fakat ailemi de özledim haliyle. O yüzden işlerimi de alıp geldim buraya, orada yanlarında çalışırım en azından diye düşündüm. Bakın yoğunluk aynı, aynı iş yükünü taşıyorum şu iki gündür burada. Ama yorulmuyorum. Buna gerçekten şaşırdım düşününce. Stres komasına girmedim, nefeslerim sıklaşıp kısalmadı. Böyle derin derin, ferah ferah nefes aldım gayet yani.

Eskişehir Yolu

Dün Eskişehir Yolu'nda ODTÜ dolmuşu bekliyordum. Nem sıfır tabii, bir tarafım dondu beklerken ama bolca düşündüm o süre zarfında. Eskişehir yolunun genişliğine baktım, aşırı yadırgadım. Üşenmedim baktım ve her şeyin nedenini anladım. İstanbul'da kilometrekareye 3000 kişi düşüyor yaklaşık çocuklar. Ankara için bu sayı kaç dersiniz? 210. Evet, 210 kişi. Böyle geeniiiş geniş yollar, evler, manzaralar. Bozkır falan da değil düşününce, başkent bura ya. Çorak çöl değil, büyükşehir yani. Herkesin ezberden bilip bilmeden konuştuğunu fark ettim. Sonra gece 1 gibi Eskişehir yoluna baktığımda (o geniş bulvara) toplam 4 araç gördüm. Ve bu bir Cuma gecesiydi. Şimdi hep beraber E5'i düşünelim Cuma gecesi :) Biri güzel biri kötü, biri normal biri anormal demiyorum. Sadece devasa bir tezatı gözler önüne sermek istedim. Beni insanlar yormuş, koşturmaca yormuş, o ışıklar, nem, gürültü, kavga patırtı yormuş. Sürekli bir savaş, bitmiyor, uyurken bile düşünüyor insan mecbur. Kirayı, maaşı, işi, gücü, can güvenliğini. Yaşadığım apartmanda son 1 ayda 4 farklı tesisat sorunu yaşadık en basiti. Her şey akıyor, kokuyor, bakımsız, sıkışık, üst üste. Bunun da kendine göre bir davetkarlığı var elbette, mutsuz değilim ama gözünüzü seveyim Ankara'ya çamur atmayın artık.

İstanbul'a ilk taşındığımda Ortaköy'de oturuyordum. Az çok denizi yine görüyordum arada. Sonra olmadı. Neden? 70 metrekarelik 50-60 yaşında bir binanın giriş katındaki bir daire için kira fiyatlarına bir bakın derim. Şişli tarafına taşındım. 6-7 ay oldu. Vapur değil metrobüse biniyorum artık mecbur. Bu 6-7 ayda denizi kaç kere gördüm biliyor musunuz? 2 ya da 3. O da görmek yani. Uzaktan. Demem o ki, o "ama Ankara'da deniz yok" lafımızı bir güzel paketleyip rafa kaldıralım. Mesele deniz değil, mesele huzur çocuklar.

Mis gibi Eymir.

Ankara'yı içinde yaşamayan bilemez, havasında bir şey var herhalde, ay neyini sevdiğimi ben de bilmiyorum gibi cümleler de kurmayalım artık. Tamamen ezberden, otomize edilmiş cümleler bunlar. Benim evim burası. Burada büyüdüm, sokaklarında bisiklet sürdüm, simitini yedim, aşık oldum, kavga ettim, sarhoş oldum, mezun oldum. Bir gün ölürsem burada da ölmek nasip olur inşallah :) Ben kendi adıma, Ankara'yı seviyorum, çünkü evim burası. Hep de burası olacak. Öyle edebiyat yapmaya pek gerek yok.

Bir şehri yaşanır kılan zaten içindeki insandır. Benim ailem burada. Beni seven tüm akrabalarım burada. Ama arkadaşlarımın neredeyse hepsi de artık İstanbul'da. Bizim ekipten ilk gidenim. Başta çok zor olmuştu o yüzden. Herkes Ankara'da buluşuyor, takılıyor, ben yorucu bir iş gününün ardından İstanbul'daki minik evimin koltuğunda bir rutini yaşıyordum. Şimdi bir şeyler kolaylaştı, her iki şehirde de bekleyenim var. Ev arkadaşlarım var. Hem de Ankara'dan en yakın arkadaşlarımla aynı evi paylaşıyorum İstanbul'da artık. O yüzde biraz daha tarafsız, dışarıdan bakarak, histeri nöbeti geçirmeden yazabiliyorum.

Fakat en önemlisi ne biliyor musunuz? Bir şehrin içinde yaşayan insanın yaralarını sarmayı bilmesi gereliyor diye düşünüyorum. Ara sıra canımız yanıyor, insanız. İstanbul bunu yapmayı bilmiyor arkadaşlar. Yaralanırsan, zayıfsın, sanki parmakla gösteriliyor gibisin. Bu yazı da o yüzden şimdi peydah oldu. Ailemi ziyarete geldim ve daha Esenboğa'da otomatik kapıdan çıktığım anda yaralarıma merhem sürülmüş gibi hissettim. Bir çok şehir gördüm, birçok şehirde yaşadım. Fakat, bunu bana yapmayı bir tek Ankara bildi. İstanbul'da bir Ankaralının bir Ankaralıya denk geldiği bir sahne deneyimlemenizi öneririm. Neredeyse kelimelere gerek kalmadan burada anlattığım anlatamadığım her şeyin gözlerden aktarıldığını göreceksiniz.

Neyse ne. Hepimizin aradığı huzur. Bunu bilir bunu söylerim. Nerede huzurluysanız orada yaşayın. Yaşamak zorunda olduğunuz yerde huzur bulamıyorsanız da yanlış noktadan bakıyorsunuzdur. Siz bir şehre sarılıp sahip çıkmadan, o sizi bünyesinde barındırmıyor değil mi? İstanbul'u da seviyorum, Ankara'yı da. Biri bebekliğim, çocukluğum, ilk gençliğim. Biri de yetişkin bir birey olarak yolculuğum. İkisi de bana huzur içinde bir bardak kahve içme imkanı tanıyor. Önemli olan da bu. Fakat benim için hep, "geçse de yolumuz İstanbul'dan, bozkırlara çıkar sokaklar" olacak o cümlenin doğrusu :) Esen kalın!


37 görüntüleme