• ozanakbas

Tebrikler! Büyüdünüz!


Bir an önce büyümek istememize eleştirel yaklaşan büyüklerimizi hiç anlamazdık çocukken. Kaç yaşındasın sorusuna ağzımızla üç derken dört parmağımızı gösteriyor olmamız bile yaşça büyük yakınlarımız tarafından hem şirin hem de garip karşılanırdı. Küçük "r" harfini yazmakta zorlandığım için kendimden utandığım günleri hatırlıyorum. Artık bir çocuk olmadığımı, yazı yazabildiğimi kanıtlamam hayati önem arz ediyordu o zamanlar oysa. Sonra küçük bir kardeşe sahip olunca ya da misafirliğe gittiğimiz evde bizden iki yaş küçük bir "kardeş"le tanıştığımızda "sen artık abi/abla oldun!" cümlesiyle koltuklarımızın kabardığını da unutmamak gerek.

Bütün bu sürünceme içinde, içinde bulunduğumuz yaştan, çocukluktan, toyluktan daha nasibimizi tam olarak alamadan, yavaş gibi görünse de inanılmaz hızlı bir şekilde evrilen günlük yaşamımızı yakalayamadan, bir gün, durup düşünürken fark ettik. Ben büyümüşüm. Biz beş yaşındayken, daha liseye gittiği ve ebeveynler tarafından hala çocuk olarak görülse de bize kocaman bir abi gibi görünen kuzenlerimizin düğünlerinde, yurt dışına yerleşme hazırlıkları yapan küçük kardeşimizi ilişkiler konusunda yönlendirirken, hasta olup kendi çorbamızı pişirmek zorunda kalırken ya da havaların soğumaya başladığı bir Eylül ayında, önceki eylülün ne ara bittiğini anlamaya çalışırken. Bir yerde, bir şekilde fark ediyoruz.

Büyüdüğümüzü...

Önümüzde bizi bekleyen koca bir ömrün farkındalığıyla içimizi ferah tutamıyor oluşumuz ne acı. Çünkü büyümek önündekini alıp ardına koymak biraz da. Ardımızda bıraktığımız hayaller, gözyaşları, arkadaşlıklar, anılar yığılıp birbiri üzerinden kayıp düşmeye başladıkça, "yetişkin" sorunsalı gibi görünen ve olabildiğince bize yansıtılmamasına özen gösterilen konular karşımıza bir bir çıktıkça koltuklarımızın kabarması hafifleyip, afallamak ağır basmaya başlıyor. Durduğum yerden ardımda bıraktıklarıma baktıkça afallıyorum. Durduğum yerden artık ağzımdan çıkanı iki kere düşünmem gerektiğini fark ettikçe, ölümle (cenazeler, hastalıklar) yüzleşmem beklendikçe, aşık oldukça, cebimdeki paranın hesabını yapıp, iki çeşit elmadan ucuz ama kaliteli olanı anlamaya çalıştıkça afallıyorum.

Halihazırda yıkanıp ütülenmiş bir gömlek istiyorsam, pazar akşamı arkadaşlarla dışarı çıkmak yerine ev işi yapmam gerekiyor mesela, ya da telefon faturamla ilgili bir sorun varsa kalkıp operatör firmayla görüşmem gerekiyor. Ne bileyim önümüzdeki yaz diye başlayan cümlelerle hayallerimi süslemeye çalışırken aslında öğrenci olarak üç aya yayılan başka bir yaz tatilim olmadığını fark etmek. Afallıyorum.

Bunlara hazır olmadığımdan, istemediğimden ya da kurtulmak istediğimden değil. Sadece, ne zaman? Ne zaman tanıdığım herkesten yüzlerce kilometre uzağa yerleşip, aile fotoğraflarının altına "vaay bensiz demek?" yazan kişi oldum, merak ediyorum. Ne zaman vurdumduymaz, her şeyden şikayetçi ve kendine güvensiz, çelimsiz "delikanlı" olmaktan çıkıp, başvuruda bulunabileceği yüksek lisans ya da ofisleri araştıran adam oldum. Ne zaman hayatın ve insanların çirkin yüzlerini tanımak, aldatılmak, dolandırılmak, ihanete uğramak gibi kavramları hayatıma dahil edip buna göre yaşamak zorunda hissetmeye başladım?

Oyuncak arabalarım avuç içlerimden daha büyükken, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelen ve bu yüzden de bir an önce bitse diye düşündüğüm "öğrencilik" hayatımın son demlerini yaşıyor olmama ne kadar sürede alışabileceğim? İncinmek ve incitmek ne zaman "uf oldu." deyiminden sıyrılıp gerçek manada eylemlere dönüştü. Sokaktaki yavru köpeği eve getiremediği için değil, sevdiği birinin cenazesinde olduğu için ağlayan adama/kadına ne zaman dönüştük.

Bir ara mutlaka görüşelim konuşmasını her yaptığımızda sanki dünmüş gibi hissettirse de bir türlü görüşemediğimiz lise, ilkokul arkadaşlarımız doktor, avukat, mühendis, anne, baba, suçlu, ünlü olurken, sanki sabit bir noktaya çakılı kalmış olup bitene anlam vermeye çalışan aciz bir insan gibi hissediyor musunuz?

Bizi havaya atıp tutan kocaman abi ablalar kendi çocuklarını ortaokula uğurlarken, biz başka küçük dünyaların kocaman abileri ablaları olmuşuz. Yaptığımız seçimlerin, özellikle geri dönüşü olmayanlarının sorumlusu da artık sadece kendimiziz. "Korkma, geçecek" diyecek kimse de yok artık. Karanlıkta uyumaktan da korkamayız, önümüze yemek konmasını da bekleyemeyiz. Milenyum doğumluların liseye başladığı şu yıllarda, biz sevgili yaşıtlarım, çoktan "yetişkin" olduk.

Hala muallakta hissedenler varsa diye söylüyorum.

O özendiğimiz, beklediğimiz yaşlara geldik. Birileri de bizim pabuçlarımızda olmak istiyor artık. Fakat hayat biraz da hedefle değil yolculukla alakalı olduğundan, kırmadan, zorlamadan, zorlaştırmadan yaşadığınızı düşünüyorsanız, komplekslerinize günlük bakım yapmak yerine, eskisinin üçte biri kadar içip daha ağır hangoverlar yaşamaya başlamanızı bir papatya çayı içip, gülümseyerek karşılıyorsanız, büyümek çok da kötü bir şey olmasa gerek.


14 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

"Takip Et"

 Geride kalma!

Fırsatlara ve en keyifli paylaşımlara ilk sen ulaş! 

  • facebook
  • twitter
  • YouTube - Beyaz Çember
  • Instagram - Beyaz Çember

© 2023 by FEEDs & GRIDs. Proudly created with Wix.com