• Ece Bilgiç

Kaş I | Gezelim


Her yaz tatil planı yaparken özellikle yeni bir yerler görüp, güzel ülkemizin başka tonlarında mavilerine, yeşillerine yolculuk etmeye çalışıyorum. Kaş hep ertelenmiş bir yerdi bizim için, belki çok kalabalık olduğunu duyduğumuzdan, belki Bodrum’a olan tarifsiz aşkımızdan, belki de biraz uzak olduğundan. Bu yaz şeytanın bacağını kırdık ve bu küçük Akdeniz beldesine gittik. Bu tatil süresince instagram hikayelerinde gittiğimiz her yerden kareler paylaştık, çok da güzel tepkiler aldık. Ben de bir öneriler yazısı yazmaya karar verdim böylelikle. Öncelikle neden Kaş’ta yapılacak şeyler değil de civarında onu açıklayım. Biz Kaş merkezde denize girmedik, hani olur ya yüzümüze gülmedi plajlar. Çok güzel olduklarını okumuş olsam da bence civarında yapılacak şeyler çok daha fazla. Sadece Kaş’ta alışveriş edebileceğiniz bir dükkan önerim var onu da bonus olarak ekledim. Ha tabi bir de Kaş’ta ne yenir? isimli yazıda EN-FES lezzetlerden bahsettim. Benim Kaş’a giden herkese önerim mobil bir tatil yapmaları. Nedir bu mobil tatil? Özetle her gün başka koyda yüzmek, başka tarzda vakit geçirmek, gezmek, tarihi yerleri ihmal etmemek, otelden kahvaltı yapıp çıkmak, öğlenleri ufak atıştırmak ve her akşam bambaşka lezzetler denemek. Bu yüzden Kaş’a gidip de mobil tatil yapmak isteyenler için hazırladım bu yazıyı ve tabi yemek önerilerinin olduğu diğerini. Keyifli tatiller şimdiden!

1. Mavinin tonları saymakla bitmez, Kaputaş.

Google’a ‘Akdeniz’in en güzel koyları’, ‘En güzel deniz’, ‘Mutlaka görülmesi gereken koylar’ ve hatta ‘Türkiye’nin en güzel koyu’ yazdığınızda neredeyse bütün listelerde çıkan Kaputaş plajı tek kelimeyle kusursuz. Bu yaz itibariyle Antakya hariç Türkiye’nin bütün kıyı şehirlerini gezmiş, her yerinde üşenmemiş denize girmiş bir gezgin olarak yazıyorum, arkadaşlar Kaputaş’a gidin. Yukarıdan bakın, ‘fotoğraflarda görünce inanmamıştım hakkaten mavinin elli tonu’ diyin, 153 basamak inin, önünüzde nefis bir deniz arkanızda şahane bir mağara görün. Kısaca burayı görmeden ölmeyin.

Şezlong ve şemsiye için bir çok yer gibi kira parası ödemeniz gerekiyor ama tabi bütün plajlar bizim unutmayın, dilerseniz kendi ekipmanınızı da götürebilir, bedava kullanabilirsiniz. Haziran ayında gittiğimiz için suyu hafif serindi, sanırım yaz ilerledikçe su da ısınıyormuş. Tesis gibi bir yer de mevcut, öğlen atıştırmalığı olarak bir gözleme paylaşmanızı önerebilirim, oldukça lezzetliydi. Bir de annemin favorisini eklemeden geçmeyim, duş alma yerlerini o kadar güzel bir lokasyona kurmuşlar ki, buz gibi suda yıkanırken mağaranın içinde gibi hissediyorsunuz. Ben mobil tatilci olduğumdan arabayla gittim Kaş’a ve merkezden Kaputaş’a gitmek oldukça kolaydı 20-25 dakika gibi süreden bahsediyorum. Ayrıca dolmuşlar olduğunu da biliyorum merkezden, eminim sorarak bulabilirsiniz.

2. Dikkat bu koylara karayoluyla ulaşamazsınız, Tekne Turu.

Kaş’ta olduğumuz süre boyunca instagram sayfamızdan hikayeleri takip eden herkesin en çok ilgisini bu tekne turu çekti. Ben bahsettiğim gibi karayolu insanıyım ama tabi ki deniyorum tekne turlarını. Şu ana kadar yaptığım en güzel en ‘iyi ki’ tekne turunu Kaş tatilinde yaptım. Biz otelimizin anlaşmalı olduğu bir tur firmasını kullandık. Otelimizden alındıktan sonra Üçağız Köyü’ne gittik otobüsle ve orada tekneye geçtik. Yaklaşık 7 saat süren bu yolculukta kaç ton yeşil, kaç ton mavi gördük sayamadık. Akvaryum Koyu, Tersane Koyu, Kekova Batık Kenti, Korsan Mağarası, Gökkaya, Kekova ve Kaleköy denize girdiğimiz, gezdiğimiz yerler. Aşağıdaki fotoğraflara bakınca canınızın çekeceğinden şüphem yok.

3. Kaş’tan 10 dakika, Çukurbağ Yarımadası.

Kaş’a gidip de bu yarımadada denize girmezseniz gerçekten eksik dönersiniz, bu kadar net. Bir çok insan bu yarımadadan ev kiralayarak tatillerini yapıyorlarmış, ayrıca yerlisi de çok. Bu nedenle bolca ev var yarımadada, bir de hemen yarımadanın girişinde bulunan İnceboğaz Koyu ile ortalarına doğru Hidayet Koyu. İnceboğaz koyunu sabah saatlerinde daha çok Kaş’ta yaşayan insanlar kullanıyor, öğleye doğru turistler artıyor. Yine bir tesis var ve şezlong, şemsiye ücretli. Ayrıca kafesi var ve orada oturmak tabi ki paralı değil. Buraya nasıl gidin biliyor musunuz? Sabah erken saatlerde orada olun, kitabınızı ya da bilgisayarınızı yanınıza alın, kafesine kurulun, kusursuz denizine girin, karşınızdaki muhteşem manzarayı seyredin, yüzün, çıkın bir türk kahvesi eşliğinde yanınızda getirdiğiniz şeyle ilgilenin. Biz bir gün tam olarak bunu yaptık, sabah 9 gibi oradaydık, İstanbul’dan yeni taşınmış orta yaşlı bir çift köpeklerini ilk defa suya soktular, tahminen 7-8 aylık hamile genç bir kadın yoga yapıp ardından denize girdi, ben önümde bilgisayarım yazıyordum, sohbet ettik, ne kadar kolektif bir ekip olduğumuzu düşünüp güldük. Sonra onlar gitti, turistler geldi nedense o havası kaçtı benim için. Her neyse mutlaka deneyin, denizi gerçekten kusursuz, kahvesi güzel.

Bu sofistike öneriden sonra biraz daha ‘beach’ havasını tercih eden okurlara önereceğim şahane bir yer, Hidayet Koyu. Yine şahane bir denizin tadını çok yeterli bir tesis, rahat geniş şezlonglar, lezzetli yemekler, kokteyller ve biraz da müzik eşliğinde çıkarmak isteyenler buraya! Ben biraz yerinde duramayan bir insanım ama daha normal tatilciler için burası kesinlikle bir tam gününüzü rahatlıkla geçirebileceğiniz bir yer. İnsan yapısı çok karışık, çocuklu aileler, genç gruplar, çiftler, aile grupları… Sanırım herkesin keyif alabileceği bir şeyler var bu tesiste, yarımadaya gittiyseniz mutlaka bir uğrayın derim. Şezlong, şemsiye yine ücretli ama korkutucu fiyatları yok tesisin, tabi yine de menüye bakarak sipariş vermenizi tavsiye ederim.

4. Çok yüzdük, biraz da gezelim, Xanthos.

Sitenin takipçileri, Xanthos hakkında yazdığım upuzun yazıyı okuduktan sonra, ‘buraya da mı yazdın?’ dediğinizi duyar gibiyim. Elbette yazdım, büyük Lykia birliğinin egemen olduğu topraklara gidip de başkentini görmeden dönmek siz gezginlere yakışmaz. Biz dünya tatlısı, adeta Xanthos’lu bir rehber eşliğinde gezdik antik şehrin kalıntılarını ve çok şey öğrendik. Haritalarınızdan bakın, çok uzak değil Kaş’tan, hele arabalıysanız. Peki, neler göreceğiz Xanthos’ta diyenleri şuraya alalım.

Xanthos

5. Hazır başlamışken görmeden dönmeyin, Patara.

Patara, Kaş’ın Gelemiş Köyü sınırları içinde kalan, batı Lykia’nın dünyaya açılan deniz kapısı. Patara’da neler var? MÖ 2. yüzyılda yapıldığı sanılan 6000 kişilik bir antik tiyatro, anıt kalıntıları, agora ama en önemlisi dünyanın ilk meclis binası. Yapı ilk kez MÖ 167 yılında Lykia birliğinin toplantı yeri olarak temellenmiş, bir kaç aşamadan sonra MS 142’de yapıya bir sahne binası ve stoa eklenerek büyütülmüş. 2008 - 2011 yılları arasında TBMM tarafından restorasyonu tamamlanmış olan bu görkemli binayı görmeden geçmeyin.

Çok yorulduk, sıcağın altında kavrulduk diyenleri az ötede ülkenin en uzun plajı bekliyor. Patara plajı, altın kumlu upuzun bir sahil. Tesis anlamında pek bir beklentiniz olmasın ama hoş bir kafesi var ve gözlemesi oldukça lezzetli. Benim naçizane önerim, çok sıcak değilse Patara’yı gezin sonra kendinizi suya atın ve çıkın. Ben kayalık, berrak, soğuk ve durgun denizi seviyorum ama siz kumsal, dalgalı, hafif de ılık suyu seviyorsanız tam size göre bir yer, o zaman bütün gün kalabilirsiniz. Çok şanslıysanız belki Caretta Caretta görebilirsiniz çünkü bu plaj onların da alanı.

6. ‘Yüce Ana Tanrıçasının yeri’, Myra.

Myra, Lykia’nın en önemli 6 kentinden biri olarak biliniyor, tarihinin MÖ 5. yüzyıla dayandığı söyleniyor. Myra’da göreceğiniz en önemli şeyler kafanızı yukarı kaldırıp baktığınızda göreceğiniz kaya mezarları, dev bir antik tiyatro ve kişileri betimleme amacıyla yapılmış kabartmalar. Noel Baba olarak bildiğimiz Aziz Nicholaos’ın MS 3. yüzyıl sonlarında Patara’da dünyaya geldiği ve Myra’ya papaz olana dek, gençlik yılarının Patara’da geçtiği söyleniyor. Bu bölgenin Hristiyanlar için önemini de bu noktada vurgulamak isterim. Hem bloggerlar hem de fotoğrafçılar için tavsiyem sabah erken saatlerde gidip, kalabalıklaşmadan bolca çekim yapmaları. Bizans Döneminde ise Myra, dini yönden olduğu kadar idari yönden de önde gelen şehirlerden biri olmuş. Daha sonra deprem, su baskınları ve Arap akınları sebebiyle önemini yitirmiş.

7. Çok yüzdük, çok gezdik, ne yiyeceğiz?

Bütün bir günü civarda veya merkezde geçirdiniz, akşam oldu duşlar alındı şimdi yemek yeme zamanı. Her türlü beklentiye cevap verebilecek bir yazı daha var. Buyrun,

Kaş II | Yiyelim

BONUS: Burada gerçekten üreten tasarımcılar var, Kaş’tan seramik alın!

Kaş merkezinde gezerken çok hoş dükkanlar görüp içeri daldık, çenem durmaz ya hepsiyle de sohbet ettik. Çok güzel hikayeleri, ürettiklerine yansımış. Özellikle bir tanesi bizi çok etkiledi. Sibel Düzel, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik mezunu, yetmezmiş gibi bir de heykel üzerine yüksek lisans yapmış. Annesiyle başlayan seramik ve heykel öyküsünü 2000’den beri Kaş’ta devam ettiriyormuş. Kendisi sakin, dingin ve çok hoş bir bakış açısına sahip bir sanatçı. Güzellik ve basitliği harmanlamış Gallery Anatolia’da sergiliyor. Bütün işlerini görmenizi şiddetle tavsiye ederim. Ne alalım sorusu bütçenize bağlı elbette ama bir kaç önerim var, rengarenk seramik magnetler, büyük tabaklar, yaka iğneleri ve benim açık ara favorim kahve demlemek için V60 dripper’ları. Eğer ilginiz varsa muhteşem desenlerine bakmanızı tavsiye ederim, fiyatları da oldukça makul. Belki biliyorsunuz, seramik V60 için en doğru malzemelerden biri.


52 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

"Takip Et"

 Geride kalma!

Fırsatlara ve en keyifli paylaşımlara ilk sen ulaş! 

  • facebook
  • twitter
  • YouTube - Beyaz Çember
  • Instagram - Beyaz Çember

© 2023 by FEEDs & GRIDs. Proudly created with Wix.com