• ozanakbas

Ahlâkın Bekçileri




Bir ahlâktır gidiyor bazı insanların ağzında. Kendilerini ahlâkın bekçisi ve polisi ilan ederek, toplumsal huzurun ve totalitenin birer neferine dönüşen kimileri var. Sürekli kendi ahlâkından, her şeyi ne kadar doğru yağtığından, ahlâka ne kadar uygun bir insan olduğundan bahsetmekten de geri durmayan bu kişiler, genelde de kapılı kapılar ardında en ağza alınmayacak şeyleri icra ederken yakalanıyor. Ben hep şey düşünürüm, bir şeyden orantısız miktarlarda bahseden ya da hayatını bir konu üzerine çok abartılı bir düzlemde kurgulayan kişiler bambaşka ve hatta kim bilir, belki de savunduklarının tam tersi bir hissin dışavurumunu yaşıyor olabilir. Yani tabi, bir psikolog değilim, bu konu hakkında bir genellemede bulunamam ama şahsi deneyimlerim ve gözlemlerim bana bunu gösterdi. Dolayısıyla, ahlâktan bu kadar çok bahsetmek belki de bir bastırılmışlığın dışavurumu olabilir diye düşünüyorum. Sanki kendine kızdığı, kendini yargıladığı bir davranışını çok derinlere itmeye çalışıp, bu sürüncemeli süreçte kendine dayattığı her şeyi etrafına da dayatarak, bu kişiler tarafından algılandığı gibi kendini algılamaya çalışmak gibi bir şey olabilir mi bu?


Neyse, bu ahlâk meselesi benim genel olarak canımı sıkan bir mesele. Herkesin ahlâkı kendinedir. Kendisine ya da etrafındakilere ve onların haklarına saldırmadığı, başkalarının varlığını taciz etmediği sürece, kimseye de karışamayız. Fakat bu meseleyi herkes kendi işine geldiği gibi, toplumsal ve çoğulcu bir yaklaşımın "temsilcivarî" ses tonuyla manipüle ettiği ve dayatmacı bir üslupla kendine daha yüksek bir toplumsal statü yaratmaya çalıştığı için bu ahlâk bekçilerinden hiç haz etmiyorum. Sanki bugün burada bütün toplumu temsil ederek bulunuyor, herkesin düşündüğü bir şeyi onlar adına dile getiriyormuş gibi diyaloglar kuran bu kişiler, en büyük ahlâksızlıkların önüne bu nutuklardan bir duvar örerek bir varoluş biçimi yaratıyorlar.


Biraz yorucu. Ben hayatımda hiç "ahlâklıyım" demedim. Ama ne insanlar tanıdım. Üç lafından bir tanesi ahlâk... Geliyor burada şöyle ahlâklıyım, böyle ahlâklıyım diye masallar anlatıyor kimisi, bunu da gündelik hayatın muhtelif platformları için yeni formlara büründürüp, farklı sunumlarla öne sürüyor. İş ahlâkı diyor mesela, aile ahlâkı diyor, toplum ahlâkı diyor, hızını alamazsa edep diyor, adap diyor, gelenek görenek diyor, biz böyle öğrendik diyor. Din diyor, Allah diyor, devlet diyor. Ağzından hiç düşmüyor bin yıllık kurallar, atalarının yoğurt yiyişini ballandıra ballandıra anlatıyor.


Bu ahlâk bekçileri polis olsa, bireyselliği, özgün varoluş biçimlerini, kendini bulmayı başarmış kişileri içeri tıkacak neredeyse. Tüm kuralları ezberlemiş hatta konuya o kadar hâkim olmuş ki, kendisini de kural koyucu ilan etmiş. Bu işin kuralını koyacak mertebeye eriştiğine inanmış. Öğrendikleri ve kendi ekledikleriyle roller yazmış, topluma dağıtacak kıvama gelmiş. Cinsiyet rolleri kesiyor mesela, erkek adam diyor, şunu şunu yapmaz. Kadın dediğin, diyor, şöyle olacak, ama şunu da şöyle yapacak. İş ahlâkı diyor, böyle sağlanır, şöyle iş yapılır, böyle iş bağlanır. Devlet, millet, bayrak böyle korunur, bedelli askerlik vatan hainliğidir, bekârlar sapıktır, terbiyesizlik yapan çocuk dövülür, yemek yapmayan kadın boşanır, futbol sevmeyen yumuşaktır, otomatik vites kadın işidir, cinsellik konuşmak ayıptır, cinsel hayata sahip olmak çok ayıptır, bazı şeylerse büyük günahtır.




Bilgi ve erdem açığı olan çoğu kişi bu kurallara hemen yenik düşer. Kendi var oluş serüvenini tamamlayacak güce ve cesarete sahip olamayan bu kraldan çok kralcı dediğimiz kesimler, bu güce erişmiş kişileri boyuna eleştirir, alaşağı etmeye çalışır. Bir yandan yavaş yavaş, içten içe galip gelmeye başlayan bireysel dürtülerini, hayallerini, istekleriniyse gizli gizli yaşamaya başlar. Bunu gizliden yaşamayanlarıysa kıskanır ve onlara öfkelenir. İşte "ahlak"ı ağzından düşürmeyen bu kuralkoyucuların ve kuralbekçilerinin sorumlu oldukları alan toplumsal ahlâk ya da cinsellikse, twitterları falan porno like'larıyla doludur bu yüzden. Aile ahlâkından ve geleneklerimizden sorumlu olanlar hep düğün dernek konuşur, altın sayar, bekârları lanetler, çocuksuzlara hayatlarının en önemli ve en büyük zaferinden, başarısından mahrum kaldıkları gerekçesiyle acır, ama karısını döver, aldatır, çocuklarını ihmâl eder. İş dünyasının neferleriyse dürüst ticaretin altın kurallarını listeler, mecralarda ışık saçar, ama rüşvet alır, vergi kaçırır, maaş ödemez vs.


Genelleyici konuşmaktan pek hoşlanmıyorum. Bunu yaptığımızda biz de, bir kural koyup, bunu herkese dayatmış oluyoruz aslında. Ama genelleyici bir cümle kurduysam, bunu benim şu ana kadar tanık olduğum insanlarla sınırlandırabiliriz. Bana bu kadar ahlâktan bahsedip de gerçekten bu anlattıklarına paralel yaşayan kimseyi görmedim ben kendi adıma. Bir yerde "değerlerimiz" dendiğini duyuyorsam orada gizli bir şeyler ararım ben. Ağızlara sakız olmuş bazı anahtar kelimeler bende alarm zillerini çalıştırır her zaman. Çünkü biri eğer bir şeyi ön plana itiyorsa, arka plana başka bir şeyi çektiğindendir genelde. Bu yüzden bu ahlâk safsatalarına pek prim vermemeye çalışıyorum. Sürekli ne kadar ahlâklı olduğundan bahseden birinin de kendi uymadığı kurallara başkalarını uydurarak tatmin olmaya çalışan ikiyüzlüler olduklarını, kendilerini ve düşüncelerini özgür bırakacak cesarete kavuşamadıklarında içlerinde oluşan tansiyon ve öfkenin diyetini başkalarına ödeten toy ruhlar olduğunu düşünüyorum.


Siz ne dersiniz?



20 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör