• Heavenskite

Daha İyi İlişkiler

Her gün evlenen bir sürü çift olmasına rağmen bir yandan da boşanma oranları hayli artmakta. Kimse boşanmak için evlenmiyor tabi ama ilişkinin bu yöne gitmemesi için ekstra bir şeyler yapılabilir mi? Eskiden anneliğin içgüdüsel olduğunu ve çocuk doğunca birden her şeyin yapılabileceği, “doğsun da büyür gider”ler ile destekleniyordu. Günümüzde, bebek doğmadan önce bilgilenmek için kitap okuyanlar, kurslara gidenler epeyce arttı. “Daha iyi anne”, “daha iyi baba” olmak için çabalarken, neden “daha iyi ilişki”ye sahip olmak için çabalamayalım? Mutlu sonla biten masallarda, prensle prensesimiz kavuşunca, sonsuza dek mutlu yaşıyorlardı. Biz bu masallarla büyüdük, masalın sonunda denilene inandık. Evlenince (kavuşunca), sonsuza dek mutlu yaşamış olacaktık.



Peki ne oldu? Mutlu yaşamamız için evlenmemiz gerekiyor ya, evlenmeden önce yaşanan her şeyi, “evlenince düzelir” diyerek konuşmadık. Birey olarak rahatsız olduğumuz şeyleri dile getirmedik. Evlendikten sonra karşımızdaki insanı “düzeltmeye” çalıştığımızda ise ondan büyük tepkiler aldık. Ortaya ise şöyle sonuçlar çıktı:


-Evlendikten sonra değişti.


-Önceden böyle değildi.


-Evlilik, aşkı öldürüyor.


Çift terapisine gelen kişilere, ilk sorulan sorulardan biri ne kadar flört dönemi yaşadıklarıdır. Eşinizin evlenmeden önceki halini biliyor ve tanıyor muydunuz? O zamanki eşinizle yaşadıklarınızdan zevk alıyor muydunuz? Sahi ne değişti, o zamandan bugüne? O mu, siz mi, yoksa birbirinizden beklentileriniz mi?


TÜİK’in 2017 verilerine göre, Türkiye’de toplam 22 milyon 206 bin 776 hanehalkı var. Bu sayıyı aile sayısı olarak kabul edersek, bu sayı kadar farklı anne-baba figürü görürüz sadece kendi ülkemiz içerisinde. Anne-babamızın kendi aralarındaki ilişki figürü, bizim tanık olduğumuz ilk ilişki figürüdür. Çevremizden, gördüklerimizden nasıl ilişki yürütüleceğine dair bir prototip oluştururuz ya da beğenmediğimiz bir ilişki şekline tanık olup öyle bir ilişki yaşamamak için elimizden geleni yaparız. Yaşamamak adına şekillendirdiğimiz ilişki şekliyle de yapmamaya dayalı yine bağımlı durumda bir prototip oluşturmuş oluruz. Bu oluşturduğumuz prototipin doğru ilişki figürüne ait olduğunu söyleyebilir miyiz? Gördüğümüz, tanık olduğumuz ilişkiler de kendi tanık olduklarıyla oluşturdukları ilişkilere sahipler. İzlediğimiz dizilerde sevgililer sinemaya gidiyordu, sevgilimiz olunca böyle yapılması gerektiğini düşünüp sinemaya gittik. Çünkü sevgililer gördüğümüz kadarıyla sinemaya giderler, değil mi? Eylemlerimizden, aşkı yaşayız şeklimizden, ilişkiden neyi beklememiz gerektiğine kadar her şeyi örnek alarak öğrendik. Bilim bu kadar ilerlerken, ilişkilere dair yapılan araştırmaları ve ulaşılan bulguları görmezden mi geleceğiz? Herkesin “içgüdüsel” olarak nasıl ilişki yaşanacağını bildiğini mi varsayacağız?



John Gottman, Sevgi Laboratuvarları kurup çiftlerin nasıl tartıştıklarını gözlemlemiş. Sadece tartışma şekillerine bakarak o çiftin boşanıp boşanmayacağını %91 oranında isabetli tahmin etmiş. Peki nasıl?


Sadece, “Mahşerin Dört Atlısı” adı verilen davranışların tartışma içerisinde çiftler tarafından birbirlerine uygulanıp uygulanmadığına bakılarak... Bir tartışmada bulunmaması gerekenlere bakalım:


1.Eleştiri: Partnerinizin kişiliğine veya genel olarak özelliklerine sözlü olarak saldırıp yargılıyor musunuz?


2.Aşağılama: Partnerinize hakaret ediyor musunuz? Küçük düşürücü şekilde konuşup dalga geçip taklidini yapıyor musunuz? Ya da sadece partneriniz karşısında kendinizi mi yüceltiyorsunuz?


3.Savunma: Karşıdan gelen saldırıyı etkisizleştirip suçlamayı tersine çevirmeye mi çalışıyorsunuz? Aslında “ben masumum” mu demek istiyorsunuz?


4.Duvar Örme: Çatışma sırasında içinize kapanıp mesafe mi koyuyorsunuz? Ya da sadece uzaklaşıyor musunuz?


Her tartışmada bunları yaşıyorsanız ilişkiniz için problem yaratabilir. Öte yandan, sadece yanlış tartışma tarzını bilmek bile ilişkinizi olumlu etkiler. Tartışma sırasında fiziksel temas sağlanabilirse (oksitosin salgılanır) tartışma daha ılımlı bir yöne kayabilir. Sadece partnerinizle beraber uyuyarak daha az tartışma yaşayabileceğinizi biliyor muydunuz? Vücutların senkronize olup beraber oksitosin hormonu salgılaması ile daha mutlu birlikteliğiniz olabilir. Beraber uyuyup uyanan çiftlerin daha az tartışma yaşadıkları gözlemlenmiş.



Tartışma üzerinde yapılan araştırmalardan biraz bahsederek ilişki üzerine de öğrenmemiz gereken şeyler olduğunu söylemeye çalıştım. Çift terapisi hala ülkemizde rağbet gören bir terapi değil. Çiftler genelde çok büyük bir olay yaşadıklarında başvuruyorlar. O olay yaşanana kadar olan süreçteki sıkıntılar görmezden gelinerek patlama yaşadıktan sonra terapi odasında çözüm arıyorlar. Bir karşılaştırma yapacak olursak, kolunuzda günden güne büyüyen bir yara oluşursa kolunuzun kopma noktasına gelmesini mi beklersiniz doktora gitmek için? İlişkinizin kopma noktasına gelmesini neden bekliyorsunuz öyleyse? Tıpkı çocuğunuz gibi, ilişkinizi de besleyip büyütmeniz ve nasıl büyüteceğinizi belki de öğrenmeniz gerekebilir.

76 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Mandala