• ozanakbas

İçinizdeki Bu Huzursuzluk

2020'ye girerken yılbaşı gecesi ya da ilk günlerinde neler ummuştunuz? Bu yeni yıldan neler beklemiştiniz? Biraz sarsıldık değil mi?





Ne denir, nereden başlanır ben de bilmiyorum. Kelimeleri yan yana getirmekte hiç bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Bu hafta okuduğum bir yazıda bir uzmanın hissetmekte olduğumuz şeyin aslında yasla çok benzeştiğine dair ifadeleri vardı. Katılıyorum, bence de, aslında yas tutarken geçtiğimiz aşamalara çok benzeyen aşamalardan geçmekteyiz. Yasın da bir sürü çeşiti var tabii. Klinik anlamda yas diye adlandırdığımız şey, illa sevdiğimiz birini kaybedince duyduğumuz his olmak zorunda değil. Ama zaten kayıplar da var. Hatta kayıplar deyip geçemeyeceğimiz ölçeklerde can yitip gidiyor. Bu anlamda da yas tutuyor olmamız normal.


Korkuyorsunuz biliyorum, korkmamanız anormal olurdu. Ben de çok korkuyorum. Sevdiklerime bir şey olacak diye korkuyorum, bunca emek verdiğim, tasarladığım, büyük umutlar bağladığım geleceğim elimden kayıp gidecek diye korkuyorum. Hayatın her anı kıymetliyken bundan sonrası için neleri kaçıracağımı öngöremediğim için korkuyorum. En yakın arkadaşımla bir daha aylarca görüşemeyecek miyim, diye korkuyorum. Anneme ne zaman sımsıkı sarılırım, yakın zamanda sarılamazsam diye korkuyorum.


Ve bütün bunlardan korkarken, yine de konuşması kolay olan kişilerden biri olduğum için, üzerine bir de çaresiz hissediyorum. Dünyayı kırıp geçiren bir pandemi gündeme gelmeden önce de anksiyeteyle boğuşan, dünyayı sırtında taşımaya ant içmiş biriydim. Her derdi üstlenebilecek, içimde ağırlığını hissedebilecek bir yapım var(dı). Şimdiyse kontrolü tamamen kaybetmiş gibiyim.


Konuşması kolay olan kişilerden biri diyorum. (Aslında konuşması vicdanı olan herkes için zor olan günler yaşıyoruz da, neyse.) Çünkü, evde durabiliyorum, annem-babam evde durabiliyor, buzdolabımda yemek var, üşüyünce kombiyi açıyorum. Gördüklerimle, okuduklarımla, insanların mecburiyetlerini hissettikçe, bütün bu imkânlara sahip olmaktan da tabiri caizse utanıyorum. Ne yapacağız, bunu nasıl aşacağız ben de bilmiyorum.


Bir yandan umarsız bir cehaletle mücadele vermeye çalışırken, öte yandan hayatî ihtiyaçları noktasında zora düşen bütün bu insanlara kim, nasıl yardım eli uzatacak? Her gün bir öncekinden daha iyisine uyanacağımızı umarken, her gün tablonun daha kötüye gideceğini bilerek, kaç gün daha, kendimizi meşgul edecek uğraşlarla kafamızdaki karanlık bulutları görmezden gelebiliriz? Görmezden gelinemeyecek hale geleceğimiz nokta neresi?


Bunları hisseden tek kişi olmadığımı bilmek beni bir nebze rahatlatsa da, yetkililerden, esas sorumluluk sahibi kimselerden gönüllere su serpecek bir açıklama gelmedikçe tekrar nefesim daralıyor. Nefesim daralınca enfekte olmuş olmaktan endişeleniyorum, sonra evden hiç çıkmadığımı hatırlayıp kendimi telkin ediyorum. Sonra, çıkmak zorunda kalanlar kim bilir ne haldedir, diye tekrar daralıyorum... Bu şekilde ilerleyen bir döngü... Birkaç hafta oldu, henüz kıramadım bu döngüyü.


Para mı yok? Para yoksa neyin projesi konuşuluyor hala? Para varsa, neden susuluyor? İşçiye kim sahip çıkıyor? Sokaklara zorunda kalmadıkça çıkan pek bir kimse yok bir süredir zaten ama, neden hala her akşamın felaket matinesinde büyük harflerle "TEDBİRLERİ ARTIRIN!" uyarıları yapılıyor? Millet, tedbir almadığı için mi bu sayı artıyor? O zaman milletin tedbirleri artırmasına yardımcı olabilecek neler yapılabilir diye sorulmamalı mı? Neden sorulmuyor? Milletin acizliğine dikkat çekiliyorsa, devlet neden bu acizliği gidermek üzere bir şey yapmıyor.


Para yoksa, çıkıp bunu kompanse edebilecek durumda değiliz ne yazık ki, de denmiyor. Tam anlamıyla bir görmezden gelme. Konuyu gündeme getiren kimse de yok. Etrafından dolanılıyor. Mecbur kalanlar ne yapmalı diye sorulsa bile, tamamen retorik. Hayat durumu olana duruyor, durumu olmayana da bitiyor. Böyle acımasız bir denkleme döndü mesele bir şekilde. Bu denklemin ağırlığıyla, vicdan yüküyle ezilen bir Allah'ın kulu da yok mudur? Böyle ağır bir denklem, tamamen görmezden geliniyor. Dijital bir istatistik platformuyla maç sonucu bakar gibi sayılara bakıp vah vah diyoruz. Akşamdan akşama aynı saatte, Pablov'un köpeği gibi kanıksayalım diye midir, nedir? İnsanı acıya alıştırmak böyle bir şey olsa gerek.


Dünyanın her yerinde bugün çanlar çalıyor. İşin ekonomik, sosyolojik, psikolojik boyutlarını anlamak ve değerlendirmek için şoku atlattıktan çok sonraları, geriye dönüp bakmak gerekecek. Ancak o zaman tam olarak idrak edebileceğiz başımızdan ne geçti. Şu an farklı perspektiflerden sağlıklı değerlendirmeler yapmanın pratikte çok mümkün olabileceğini düşünmüyorum. Şu an yapılabilecek tek şey, yaşanmış deneyimlere göre bir hareket planı kurgulamak. İtalya'ya, Çin'e bakmak, yaşanacakları kestirebilmek kuantum fiziği değil. Hemen çok yakınımızda İtalya ve hataları var. Orada bugün gelinen nokta dudak uçuklatacak nitelikte. Grafikler ortada, projeksiyonları uzmanlar bas bas bağırıyor. İçimizdeki huzursuzluğun yasa benzeyen yanları, gerçek bir yasa dönüşmeden hayatı durdurmamız gerektiğine inanıyorum.


Bütün bunlardan da öğrenecek şeylerimiz vardır elbet. Öğreniyoruz da. Bireysel olarak da, ulusal olarak da (umarım), küresel olarak da. Büyük ve köklü bir değişim için böyle bir sarsıntı yetiyor da artıyor bile. Fakat bu kadar da optimistik yaklaşabilmek her yiğidin harcı değil şu zamanda. Bu kadar derin ve güçlü bir korkuyla sıkışırken yüreklerimiz bilhassa.


Ben kimim? Ben günün sonunda sıradan vatandaşım. Herhangi bir forsum, etki alanım yok. Sadece gördüklerime, gözlemlediklerime dayanarak düşüncelerimi yazıyorum. Peki, ben bunlara dayanarak ihtimalde payıma düşen haklılığın getireceği senaryoyla dehşete kapılırken, bu işin sorumluluğunu üstlenecek makamlar bu payla ilgili ne düşünüyor, onu merak ediyorum. Yastayız, korkuyoruz, kaygılıyız. #HayatEveSığar etiket kampanyasından başka, devlet şu an evinden her gün çaresizce çıkan vatandaşa nasıl yardım ediyor, merak ediyoruz.


Şu kurbağa metaforu vardır ya, kaynar suya atarsan sıçrayıp kaçar, içindeyken suyu ısıtırsan alıştıra alıştıra öldürürsün diye. İçinde bulunduğumuz su, her geçen gün ısınıyor. Kaynamaya çok az kaldı. Birileri şu ocağın altını kapatmazsa kaynayacak. Durdurmazsak hayatı, hayatı duracak insanların.

12 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Mandala