• ozanakbas

Haftasonu Kaçamaklar Serisi - II - İğneada


Trakya'nın İncisi'ni muhakkak duymuşsunuzdur. Kırklareli'ne bağlı, yukarıda Bulgaristan sınırına oldukça yakın, esasında bir tatil beldesinin ya da balıkçı kasabasının ziyaretçilerine sunabileceği her şeyi sunmasına rağmen pop turizmin kurbanı olmadan kasabada gezinen büyükbaş hayvanlarıyla kendisi olarak kalmayı başarmış şirin bir kaçamak noktası İğneada.

Araçla yaklaşık 3-3,5 saat sürüyor. Haftasonu kaçmak için biraz uzun gibi gelebilir yol. Fakat inanın çok daha yakında bulunan Ağva tarzı bir noktadan daha tatmin edici bir sonuç alacaksınız.

Hele ki doğa aşığı bir gezginseniz!

Longoz Ormanlarından oluşan, ağacın denizle, nehirlerle birleşip kök saldığı, yeşilin, sarının ve mavinin tonlarına doyacağınız, ağaçların gölgelerinde filizlenmiş mor çiçeklerle ve rengarenk mantarlarla, yosunlarla büyüleneceğiniz, Bulgaristan sınırına yakın bu sahil kasabası, bir haftasonundan bekleyebileceğiniz her şeyi sunuyor.

Haftasonları sık sık yeni yerler deneyen birisi olarak söyleyebilirim ki, bu destinasyona kesinlikle birden fazla kere gidilir!

Konaklama:

Ben İğneada Motel diye bir yerde kaldım. Cumartesi sabah saatlerinde araçla yola çıktım, açıkçası araçsız pek önermeyeceğim bir yer İğneada. Otele akşama doğru vardım. Bunun nedeni 29Ekim'in pazartesiye gelmiş olması ve bol zamanım olmasıydı, aksi takdirde Cuma iş çıkışı giderek, Cumartesi sabah güne erkenden başlamak önerimdir. 29 Ekim'le birleştirenler çok olduğu ve ilgi de arttığı için otel fiyatı bir tık artırmıştı. Fakat yine de makul bir fiyattı. Standart bir sonbahar haftasonu için çok uygun fiyata konaklayabilirsiniz diye düşünüyorum.

Otelle ilgili şunları söyleyeyim:

Sahilde. Yani kelimenin tam anlamıyla kumların üzerinde. DENİZİN ÖNÜNDE! Sabah güneş denizin üstünden doğuyor yani pencerenizde. Kahvaltıyı bu manzaraya bakarak yapıyorsunuz.

Kahvaltı standart ama fazla standart geldi bana. Domates salatalık peynir ve haşlanmış yumurta. Bir simit efendime söyleyim bir sıcak bir şey çıkarmadılar (menemen fena olmazdı) Fakat aynı yol üzerinde kasabaya doğru değil de merkezden öteki tarafa doğru yan yana mekanlar var. Buralarda açık büfe kahvaltılar da veriliyor. Aynı mekanlar akşamları da rakı mekanına dönüşüyor. Yakamoz ve yıldızlarla, sobalı bir meyhanede keyifli bir rakı akşamı geçirmeniz mümkün.

Ulaşım:

Milli Parkı görmek, kasabaya kolay ulaşmak ve otelden merkeze rahat gelmek gibi nedenlerle araç iyi olacaktır. Yoksa bile kiralamanız şahsi önerimdir :) Dönüş yolunda Yıldız Teknik Üniversitesi'ne bağlı bir toplulukla kampçılık yapan iki otostopçu genci aldık arabaya ve kendileri 3 saatten fazla süredir beklediklerini, durduğumuza inanamadıklarını söylediler. Dolayısıyla belki çok otostop-friendly bir yer de olmayabilir :)

Bu kırmızı mantara dikkat. Kamp kurup mantar toplar yeriz diyorsanız. Şu resimde gördüğünüz mantarın zehirli olduğunu belirtmemde fayda var. Açık bir yaradan cilde temas ederek bile ölümcül sonuçlar doğurabildiğini öğrendik, aman diyelim.

Doğa:

Longoz ormanlarını duydunuz mu? Su kaynaklarından yükselen ulu ağaçlar. Görmeye değer bir manzara. "Yıldız Dağlarından çıkıp, Karadeniz sahillerine doğru akan derelerin taşımış olduğu alüvyonların birikimi ve mevsime bağlı olarak, su altında kalan milli parktaki longoz ormanları ortaya çıkmıştır. Karadeniz kıyısında yer alan, İğneada Longoz Ormanları sizi içine çeken ve büyük bir ihtimalle bundan güzeli daha önce görülmemiş bir doğa alanıdır. İnsan burayı gördükten sonra, neden daha önce buraya gelmedim diye kendi kendine yakınıyor. Böyle bir doğanın karşısında şaşıp kalmak, büyülenmek ve havayı uzun uzun teneffüs etmenin dışında, geriye pek de fazla bir şey kalmıyor. Bu güzelliği anlatmak için kelimeler yetersiz kalır.