• ozanakbas

Kapitalizmin Gizli Silahı: Düğün Endüstrisi

Herkese selamlar, bu hafta yine değişik bir dosya açıyorum. Evlenmek ve düğünleri ele alıyorum. Malum yaza girdik, sezon açıldı. Bir yanda korona kol geziyor, bir yanda düğün koşturmacasındaki çiftler tarihleri öteliyor, evlilik erteliyor, endişeye kapılıyor; dedim bu konudaki söyleyeceklerimi söylemek için sanırım uygun bir zaman.


Hazırsanız "Söyleyeceklerim Var"ın "Düğünler" segmenti için kolları sıvayalım.




Öncelikle şunu belirtmek isterim. "Benim de evli arkadaşlarım var" :) Niyetim kimseyi eleştirmek, kırmak değil. Daha önce bir yazımda "Gelene(ğe) Kal Demek Zorunda Mıyız?" diye sormuştum. Orada da niyetim aynıydı. Hiç sorgulamadan kabul ettiğimiz, bu da böyle gelmiş, böyle gider, dediğimiz kavramları ve konseptleri sorgulamak. Bu yüzden buranın adı Yanlış Konsept. Farklı düşündüğüm, çoğunluğa katılmadığım pek çok şey var... Hep "konsepti yanlış anladım galiba" dememe yol açan birçok senaryo içinde bulundum. Hani kimi konu o kadar otomatik olarak ezberleyip riayet ettiğimiz şeylere dönüşüyor ki, üzerine bir kez olsun düşünülmüyor bile. Düğünler de tam olarak böyle bana kalırsa. Evlenecek olan, evlenmiş olan tüm arkadaşlarımın mutluluğuna sevinmek ve bu süreci kendi dünyasında büyük bir heyecanla karşılayan herkes adına bol şans dilemekle beraber ne yazık ki tüm düğünlerden ve düğünlerle ilgili her şeyden rahatsız olduğumu da söylemem gerekir. Bunlar benim şahsî düşüncelerim. Herkes, tabii ki nasıl mutlu oluyorsa öyle mutlu olsun. Ben severim, düşünülüp söylenmeyeni söylemeyi. Düşünülmeyeni düşünmeyi. Biraz baş kaldırmayı. Kendimi bildim bileli, bu da böyle yapılır, denilen her şeye "Neden?" dedim. Burada da niyetim sadece sormak; nede diye.


Evlilik konseptinin ilk nereden ve nasıl doğduğunu biliyor muydunuz? Bilinen ilk evlilik belgesi bundan 4350 yıl öncesine yani M.Ö. 2350 Mezopotamyasına dayanıyor. Bu tabii, kayıtlara geçen ilk evlilik belgesi. Esasen evlilik kurumu M.Ö. 10000'li yıllara, yani yerleşik düzene geçilmeye başlanan dönemlere dayanıyor. Avcılık ve Toplayıcılık insanları 20-30 kişilik 'aile'ler olarak birkaç erkek birey ve onların eşleri şeklinde bir sistemle ilerlemekteyken, yerleşik düzene geçilmesiyle evlerin, tarlaların, mülklerin doğması bir varis-miras meselesini gündeme getiriyor. Ataerkinin kökenleri aslında ne yazık ki buralara dayanıyor. Kadınların erkek bireylerin varislerini ve dolayısıyla mülklerinde hak sahibi olacak bir sonraki nesli dünyaya getirmekle yükümlü olduğu bir düzen, yerleşik hayatla kurulmaya başlanmış. İşin ilginç yanı, bugün aşk evliliği dediğimiz (ki ben buna inanıyorum, bir evlilik böyle olmalı diye düşünüyorum) konsept son birkaç yüzyıla ait bir hikâye. Binlerce yıl boyunca evlilik kurumu, mülkiyet kontrolü ve üreme amaçları etrafında şekillenmiş. Evlilik tarihini anlatan bir yazı daha yayınlayacağım #TBT amaçlı ama ondan önce, TED-Ed'e ait olan ve bu süreci anlatan bir mini animasyon belgesel bırakıyorum aşağıya:




Bu bilgiler çok da önemli değil bu yazı adına. Evlilik kurumunun temeli ve doğuşunun yüzeyini ufaktan kazıyalım istedim bir çerçeve oluşturabilmek adına. Yüzyıllar boyunca, yüzlerce kültürde nesillerden nesillere taşınarak bugünkü haline gelen düğün seromonilerinin hala koruduğu bazı imgelere dikkat çekmek niyetim. Bizim kendi kültürümüz içinde de; birçok güzel ve derin anlamlı motif barındırsa da aynı zamanda en katı ve en güçlü tabuları koruyan, özellikle toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini besleyerek kurumsallaşmış ve totaliterleşmiş bir baskının ateşini körükleyen bazı noktaları daha görünür kılmak. Anlayacağınız; bu yazının esas konusu evlilik değil, düğünler.




Evet... Düğünler... Düğünlerimiz... DüğünlerİNİZ...


Çoğu kişinin hoşuna gitmeyecek şimdi söyleyeceklerim, ama yine de söylemek istiyorum. Biraz istatistik konuşalım mı? Yılın en yoğun düğün gününde, sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde 2 milyar$ para dönüyor. Yıllık ciro ise 72 milyar $ civarında. Bunun hepsini bile değil, sadece bir kısmını kullanarak Afrika'daki açlığın ve salgınların önüne geçilmesi adına büyük adımlar atılabilir. Çok uzaklara değil kendi ülkemize bakalım. TÜİK verilerine göre Türkiye'de 2018'de 553bin çift evlenmiş. 2019'da ise bu sayı 541bin civarında. 2015-2020 aralığında düğün endüstrisi %1.7 büyüme göstermiş. Düğün endüstrisi büyüyor, evet, fakat boşanma endüstrisi de büyüyor biliyor musunuz? Verilere göre evliliklerin %36'sı ilk 5 yılda sonlanıyor :( Yine TÜİK verilerine göre 2018'den 2019'a Türkiye'de boşanma oranları %8 artmış durumda. Sadece 2019'da boşanan çift sayısı 155bin sularında. Yani 2019'da evlenen her 4 çifte karşılık kabaca 1 çift boşanmış diyebiliriz. Bir düğünü en basit koşullarda 30.000TL'den düşünecek olursak sadece 2019'da boşanan çiftlerin düğünlerine harcadıkları para (buna balayı, ev-çeyiz gibi düğün dışı evlilik kapsamlı kalemleri eklemiyorum bile) yaklaşık 5 milyon TL ediyor. Bu paraya 500000 fidan dikilebilir, bu sayıdan daha fazla sayıda kitapla ya da kırtasiye desteğiyle köy okullarının materyal eksiklikleri giderilebilir, sağlık yatırımları, bağışlar, siz seçin. Tekrar altını çizmek istiyorum, evliliğe değil bu eleştiriler, düğünlere harcanan bu meblağlara. Yani bu şu demek değil, "her 4 çiftten 1'i boşanıyormuş zaten, evlenmeyin".




Sayılarla başladım konuya çünkü veriler ortada. Hiçbir çift tabii ki evlenirken boşanacakları ihtimalini öngörmek istemez. Bizim neyimiz eksik, ben de tüm dünyaya duyurmak istiyorum, ben de masanın ortasına aslında PVC'den yapılma üstü ucuz gümüş boyayla boyanmış 60cm'lik şamdanlar koyup, 300 kişiye ve hiç tanımadığım +1'lere, yıllardır görmediğim rastgele tanıdıklara, çoluklarına, çocuklarına burun kıvıracakları yemekler ısmarlamak istiyorum, ben de bu bilmemkaç bin yıllık geleneğin bir müridi olmak ve toplumsal statümü yükseltmek, belki bekârken abi, abla diye hitap ettiğim insanlara artık isimleriyle hitap edebilmek istiyorum, diyor, olabilirsiniz. Kimin nasıl evleneceğine karar vermek benim haddime değil. Ben şu an şahsî blogumda görüşlerimi söylüyorum sadece :)


Ben evli değilim, fakat tespitlerimi var edecek boyutta ve miktarda ampirik gözlemde bulunma şansına vakıf oldum. Bir arkadaşımın düğününde bir başka arkadaşın +1'i (gelin ya da damatla herhangi bir tanışıklığı olmayan ve hatta şu gün itibariyle artık başka birinin +1'i olan) bir kadın arkadaş, düğünün başından sonuna, dansından, çiçeklerine, gelinliğinden ayakkabısına her şeyini eleştirdi. Biz hepimiz şu, yakın arkadaş masası var ya uzun ince, oradaydık. Şimdi gelin arkadaşım neden bu kadına durduk yere yemek ve eğlence ısmarladı, diye bir düşünüyor insan. Bu kadar kalabalığa, gösterişe, masrafa gerek var mı gerçekten? Hayır ama, düğünler kız ve erkek tarafı ailelerin kaynaşması için elzemdir, diyorlar. Siz hiç gördünüz mü herhangi bir düğünden sonra bu 400 kişiden yakın aile fertleri dışında görüşen, haberleşen, kaynaşan? Birbirlerini ilk ve son kez o düğün salonunda görüp dağılıyorlar arkadaşlar yapmayın. Ama çağırmazsak ayıp olur. Hayır çağırmazsanız ayıp olmaz aslında, kimse çok yakın olmadığı birinin düğününe bayılarak gitmiyor ne yazık ki :) Çağırmazsanız altın gelmez ama. Altın gelmezse bilmemkaç yüz kişilik düğün salonu ve kaktüslü düğün hediyelerinin masrafını ödemek için ebeveynlerinizin çektiği kredinin üzeri tamamlanamaz. Ayrıca sizin ailenizin zamanında taktığı altınların iadesi bu düğün aynı zamanda. Random amcanın ve Randomiye teyzenin bu düğüne katılmaları muhakkak şart. Bense şöyle düşünüyorum, az kişiyle, sadece hayatımı aktif olarak paylaştığım, sevdiğim, beni önemsediğini bildiğim 30-40 kişiyle yapacağım bir kutlamanın maliyeti açıkçası umurumda olmayan ve muhtemelen çok da iyi tanımadığım bir kişiden gelecek altına muhtaç durumda bırakmayacaktır beni.


Buralardan nereye varıyorum aslında biliyor musunuz? Tüm bunların arkasındaki çirkin maddiyata. Bütün bu seromoninin sahteliğinden ne kadar rahatsız olduğumu anlamışsınızdır zaten ama esas söylemeye çalıştığım şey sahnelenen bir tiyatro oyununa gider gibi gittiğimiz bu düğünlerde asıl amacın ve nihaî hedefin tamamen unutulması. Gelin ve damadın kendisi bile neden evlenmekte olduklarını unutur hale geliyor bu süreçte. Hayatı paylaşacaklarını, artık hayat arkadaşı olduklarını ve bütün bunların bu yüzden olduğunu hatırlamaları genelde düğün sonrası evlerine, baş başa ve sevgi dolu yuvalarına girdiklerinde gerçekleşiyor. Ondan öncesi asla mantıklı bir açıklama getirilemeyecek formatta kendileri dışında herkesi memnun etmeye çalıştıkları çileli bir yokuş. İlkel bir ritüeli modernize ederek bir gösteriye çevirip bunun içinden dev bir endüstri yaratmış olmamızı eleştiriyorum ben. Futbol endüstrisinden hiçbir farkı yok düğün endüstrisinin bu arada. İkisi de gösteri, ikisi de sermaye. Kostüm giyen insanları izlemek için harcanan dev paralar ve günün sonunda zorakî gülümsemeler ve ezberlenmiş replikler arkasında ezilen oyuncular. "Zorlu bir oyundu, elimizden geleni yaptık, sonraki maçlara bakacağız."



Gelinlik dediğimiz şey, kostüm. Örtülülük, gizlilik, boyunduruk, teslimiyet sembolizmi görüyorum ben bir gelinliğe baktığımda. Yüzyıllar önce satılır gibi teslim edilen kadının yüzünü peçeyle kapatan Asurlularla başlayan ve 16. yüzyıl Avrupalı kadınların süs bebeği gibi korse ve abartılı etekler giyindiği dönemde son haline gelen beyaz gelinlik, daha küçük yaştan kız çocuklarına hayalini kurmaları gereken, hayattaki en büyük başarıları gibi göndere çekip dalgalandıracakları bir zafermiş gibi öğretiliyor. 16. yüzyıl Avrupa kadınıyla başlayan bu kullanışsız tarzdan ve kadını toplumda alt segmentte bırakan-objeleştiren kurallardan kurtaran Coco Chanel'in kurduğu Chanel'in bugün binlerce dolarlık gelinlikler satıyor olması da apayrı bir ironi tabii. İşte buna kapitalizm denir. İstediğiniz kadar klişe deyin, tek bir gece giyilecek bir elbiseye ayrılan bütçeyle kışın giyecek montu olmayan kaç çocuğun sırtı ısınır, diye düşünmeden edemiyorum, üzgünüm. Ha, parası vardır alır. Herkesin ne giydiğine kimse karışamaz tabii, ben de karışmam, fakat biliyoruz değil mi, bir orta sınıf ailenin evladına düğün yapabilmek için girdiği sıkıntıları hepimiz biliyoruz?


Şart mı bu gösteriş? Hayatımızda bir kere evleniyoruz, napalım canım... Evet, haklısınız, ama yine de soruyorum, şart mı? Biz bu hayatı kaç kişiyle paylaşıyoruz? Annemiz, babamız, belki birkaç yakın akraba ve özellikle günümüz Y kuşağı gençlerini düşünecek olursak, birkaç yakın arkadaş. Kız isteme gibi cinsiyetçi bir geleneği, kırmızı kuşak gibi cinsiyetçi bir geleneği, namus gibi tehlikeli ve baskı uyandıran bir kelimeyi neden yaşatıyoruz? Neden aileler yıllarca emek verip biriktirdikleri paralarını, emeklilik ikramiyelerini bir organizatöre, kötü ses sistemiyle ve ezbere çalınan demode repertuarıyla kulak kanatan bir müzik grubuna, binlercesi arasından 4 tanesine anlam verebileceğiniz fotoğrafları çeken bir fotoğrafçıya, bir beyaz elbiseye, Random amcayla Randomiye teyzenin memnuniyetsiz suratlarına, 5 liralık tıraşı 100 liraya yapan berbere, makyaja, saça, nikah şekerine, kına tahtına, yüzüklere, yarısından fazlası çöpe giden bir pastaya ve sahne dekorlarından biri olan 7 katlı köpük versiyonuna vesaire vesaire, harcasınlar?


Y kuşağı akranlarım. Bu gidişe bir durun diyin. Vurun masaya yumruğunuzu. Aileniz gitsin o parayla bu yaştan sonra hayatı yaşasın. Siz elinizdekiyle, sevdiklerinizi toplayın küçük bir seromoni yapın. Bakın evlilik çok güzel bir kurum. Sevdiğiniz, hayatı paylaşmaya söz vermek istediğiniz hem de birlikte bir sürü avantajlı yasal düzenlemeden yaralanabilir hale geldiğiniz eşinizle küçük ama mütevazı başlayın. Birlikte dizin o evi. Birlikte göğüsleyin zorlukları ne var? Hastalıkta, sağlıkta, varlıkta, yoklukta değil mi kardeşim? Size o saraylarda, yalılarda, kırlarda kocaman düğünler ayarlayan, evinizin terliklerine kadar gidip alan anne babalarınız evliliklerine böyle mi başlamışlar bir sorsanıza) (burada tribünde çoğunluğu oluşturduğuna inandığım bir kitleye sesleniyorum :) Elde edilen bir şey, zorlukları aşarak elde edilirse daha kıymetli olur ben buna inanıyorum. Armut piş ağzıma düş evler, evlilikler biraz da bu yüzden kolay bitiyor olabilir mi? Sevginizin, birlikteliğinizin gerçekliği o düğünün büyüklüğüyle kanıtlanmayacak ki? Birbirinize nasıl destek olduğunuzla, yeri geldiğinde hayatı nasıl göğüslediğinizle, büyüttüğünüz evlatla kanıtlanacak. Kaldı ki kimse kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değil bu hayatta. Sembolik olması gereken şeyler, bırakın sembolik kalsın. O yüzük eskimesin, yıpranmasın ama dünyalara bedel de olmasın. Sadece soruyorum... Ne gerek var?



Kaynaklar:

https://theweek.com/articles/528746/origins-marriage#:~:text=The%20first%20recorded%20evidence%20of,Hebrews%2C%20Greeks%2C%20and%20Romans.

https://www.sagu.edu/thoughthub/the-history-of-marriage

https://vocal.media/marriage/10-facts-about-the-wedding-industry-thatll-blow-your-mind


61 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

"Takip Et"

 Geride kalma!

Fırsatlara ve en keyifli paylaşımlara ilk sen ulaş! 

  • facebook
  • twitter
  • YouTube - Beyaz Çember
  • Instagram - Beyaz Çember

© 2023 by FEEDs & GRIDs. Proudly created with Wix.com