• ozanakbas

Haftasonu Kaçamaklar Serisi - III - Kartepe


Eveeet, haftasonları bir yerlere kaçmanın tadını hiçbir şeyden alamayanlar için yazı serisinin üçüncüsünü de hazırladık.

Bu geziyi anlatan video da hazır!, hemen aşağıda ;)

Kar cenneti Kartepe...

Bu biraz standart kaçamakların dışında bir kaçamak oldu bizler için de. Eğer ekstrem hiking, doğa sporları, kampçılık gibi konularda deneyiminiz ve ilginiz varsa yazıyı haftasonu planı olarak ele alabilirsiniz. Ama yok ben o soğukta çadırda kalırsam sabah beni çözmek için ateşte döndürmeleri gerekir diyorsanız, bunu günübirlik bir kaçamak olarak değerlendirip, yatıyla ilgili kısımları görmezden gelebilirsiniz :)

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bu tip ağır koşullarda kamp yapacaksanız ve ilk kampınızsa yanınızda mutlaka bu konularda deneyimli/eğitimli biri olması gerekir. En güzeli (ve bizim önerimiz) ise bir toplulukla, önceden yapılmış sıkı bir hazırlık ve planlamayla bunu yapmanız olacaktır. Biz Nişantaşı Üniversitesi KADOS topluluğuyla gerçekleştirdik bu kaçamağı ve tadından da yenmedi açıkçası :)

Biraz dumanaltı olmuş sorry :)

Hazırsanız başlayalım böylesi bir yere nasıl gidilir, neler yapılır, neler yenir, içilir anlatmaya.

Cumartesi erkenden yola çıkıldı, yiyecek, içecek erzak vs alışverişi yapıldı. Ekibin yanında sac vardı, dolayısıyla buna uygun kuşbaşı sotelik etimizi bile giderken yol üzerinde aldık (ayıptır söylemesi tabii ki :) ama tavsiye niteliğinde belirtmek durumunda kaldım.)

Dağ yoluna girdikten sonra koşullar karlı ve buzluysa standart binek araçlar zincirle bile çıkamayabilir, jeep tipi araçlara bile zincir takarak tırmanışı gerçekleştirdik. Kartepe'de milli park tabelasından geçmeden hemen önce solda bir restoran var, onun önüne çekerek zincirleri taktık ve esas sorunlu kısımdan önce önlemimizi almış olduk. 4 araç ve 16 kişiydik fakat araçlardan iki tanesi yolu çıkamadı, dolayısıyla diğer ikisi iki tur in çık yaptılar. Yani kısacası aracınıza güvenmeden yola koyulmayın derim :)

Çok değil, hemen ertesi sabah...

Bütün bu çileler, soğuk, zorluk ne uğruna diyenleri bir yana koyarak, diğer yandaki bu işin tadını çoktan almış ve bağımlısı olmuş kitleye sesleniyorum. Hepsine değecek! Muhteşem bir manzara, harikulade bir kar, sessizlik, sakinlik ve inziva!

Yukarda kamp kurduğumuz alana yakın bir restoran daha vardı. Tabii restoran dediğime bakmayın, ahşap bir yapı, içi sobalı, köfte gibi ızgara şeyler de var ama esas o manzarada tabii çay, kahve, salep içmek mesele bana kalırsa. Kampçılardan kampın yarısını o sobanın başında geçirenler de oldu elbette (siz böyle yapmayın, asiti kaçmış kola içmek gibi bir şey bana kalırsa bu) ama günde bir iki çaya salebe kaçtım ben de yalan söyleyemeyeceğim.

Çadırları kurduk, alanımız dardı ve koşullarımız pek iyi değildi dolayısıyla çadırlar tek sıra halinde kuruldu. Yaptığımız hatalardan biri buydu, çadırlardan çoğuna uzakta kalmış bir ateş ve odunsuz gidildiği için güçlü tutulması zorlaşan bir ateş. Tüm kuru dallar karın 1-2 metre altında kalmış olabilir gittiğinizde, siz yanınızda yakmalık odunlarınızı bol bol götürün ;)

Olması gereken ateşin etrafına tüm çadırlar eşit uzaklıkta olacak şekilde çember bir planda yerleşmektir. Böylece çadırların en azından giriş kısmında büyük yığılmalar olmadan ve çadırı karlar kapatmadan bir kamp geçirebilirsiniz. Gece ara ara kalkıp çadırın sağını solunu da boşaltmak gerekiyor, bu durum aslında göründüğünden daha tehlikeli. Tentenin iç yüzeyine dokunan çadırın dış yüzü, içerde terleme olmasına neden olacaktır ve su içinde uyanacaksınızdır. Yani diğer bir hata çadırları çok dip dibe kurmaktı.