• Heavenskite

Nefretin Psikolojik Kökenleri ve Hitler

Nefretin kökenleri nedir? Hitler nasıl Hitler oldu? Nasıl kendi ideolojisine itaat edecek kitleyi elde etti? Bunların altında yatan psikolojik nedenlere bakalım istiyorum bu yazıda biraz.


Başkalarına karşı duyulan nefretin her zaman insanın kendisine duyduğu nefretle bir ilişkisi vardır. İnsanlar neden başkalarına acı çektirip onları aşağılıyorlar? Bunu anlamak için kendi içimizde tiksindiğimiz şeylerle uğraşmamız gerekir. Bir başkasında gördüğümüzü sandığımız düşmanı, ilk olarak kendi içimizde aramalıyız. İçimizde bulduğumuz bu parçayı, bize onu hatırlatan kişileri yok ederek susturmak isteriz aslında. Bize yabancılaşmış yanımız, bizden ancak bu şekilde uzak durabilir.


Psikoloji denilince çocukluktan bahsetmeden olmuyor. Tüm insanların en muhtaç ve çaresiz zamanı, hayatta kalmamızın anne babamızla uzlaşmamıza bağlı olduğu zamanlardır. Yaşantımızı sürdürebilmemiz için onların bize sevgi, kucaklama ve koruma sağlayacağına karşı bir güven oluşturmamız gerekir. Ebeveynlerinin kendi ihtiyaçları karşısında kayıtsız kalması çocuk için katlanılamaz korku ve tehdit kaynağıdır. Tehdide karşı yaşadığımız iç terör, bu yüzden de varoluşsal kaynaklı diyebiliriz. İşimizi, sosyal çevremizi, sosyal konumumuzu ya da rollerimizi kaybettiğimizde kişiliğimizin temelden sarsılabilmesinin asıl nedeni budur. Başarı, statü ya da maddi kazanç ile kendimize verdiğimiz değeri belirliyorsak, bu kazanımların kaybedilmesi varoluş karşısında tehdit olarak algılanır. Tehdit karşısında yaşadığımız duygularla o eski iç terörümüz yeniden canlanır. Bu terörden kaçma baskısı ve hissettiğimiz çaresizlik büyür, büyür ve insan buna karşı ancak enerjisini güçlendirerek direnebilir. Peki nasıl? İç terörün asıl tetikleyicisi olan kendiliğimizin dıştaki yabancılarda aranması ve bir mücadele başlatılmasıyla gerçekleşir. İnsanın kendini en iyi bulabileceği yer ise kendine benzeyen kişilerdir.



Hitler’in annesinden, oğlunu çok şımarttığı için genelde sevecen bir insan olarak söz edilir. Şımartmanın sevgiyle bir alakası olmasa da; aşırı üzerine düşmeyi annelik ilgisine bağlayanlar, kendilerini idealleştirilmiş bir annelik imgesine kaptırmışlardır. Aynı zamanda şımartma, çocuğun sevgi talebinde bulunmasını da engeller. Çünkü zaten herkes aşırı sevginin bulunduğunu varsayar. Anne, oğlunu şımarttığı zaman Freud’un bahsettiği oidipus kompleksi doğrultusunda, (çocuğun karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden olan ebeveyni dışlama çabası) çocuk babaya karşı bir zafer kazanmış olur. Kendini daha değerli hisseder. Burada gözden kaçmaması gereken yer ise babayı temsil eden her şeyle arasında sürekli bir yarış başlamış olmasıdır. Anne bu yarışta oğlunun tarafını tutarak, çocuğa gerçekte sahip olmadığı bir güç atfetmiş durumdadır. Bu durum çocuğun, kendiliğini gerçekçi bir biçimde değerlendirememesine neden olur. Büyüklük fantezileri kurulur, kahramanlık gereksinimleri oluşur.


Yeterince sevgi görmeden büyüyen çocuk, özdeşleşmiş olduğu anne-baba ve “içindeki benlik” imgesine güvenememektedir. Ebeveynler, kendileri için tehdit olarak gördükleri şeylerden ötürü çocuğun suçluluk duygusu hissetmesine ve duygularını zayıf ve değersiz olarak nitelemesine neden olurlarsa, çocukta kendilik değeri yitirilir. İç yaşamın kendiliğe yabancılaşması ile içte reddetme zorunluluğu duyulan şeyler, benliğin dışında bir yere yerleştirilir. Dolayısıyla, mücadele etmek için dış düşmanlar aranır. Bu tür insanlar, geliştiremedikleri güvenin yerine, “sahte bir kimlik” üstlenirler. Bu da onları, baskıcı otoriteleri idealleştirmeye ve kurtuluşu aslında kendilerine eziyet edenlerde aramaya götürür.


Aranan aslında gerçekten güçlü bir lider mi, yoksa bir güçlülük kurgusu mu? Bu liderin, kendilerini önemli ve güçlü hissetmek için çocuğu baskı altına alan anne-babanın özellikleriyle benzerliği olabilir mi? Kısacası, kurtuluşu güçlülük vadeden ama aslında güç sahibi olmayanlarda ararlar; tıpkı anne-babaları gibi. Aranan aslında, acımasız kral veya kraliçedir. Hitler, insanlara içlerindeki nefreti dışa aktarma ve nefreti suçluluk duymadan ifade etme imkanı verdi. Onlara sözde düşmanlar sundu da diyebiliriz. İnsanların gereksinim yapılarının içine girilirse, yönetme yeterliliği olup olmamasına bakmaksızın lider konumuna gelinebilir.


Hitler, korkusuz ve iradesi güçlü lider rolüyle, anneleriyle ilişkilerinden yaralanmış erkeklerin ihtiyaçlarına karşılık verdi. Bu erkekler, sevgiye olan ihtiyaçlarını ve çocukluk acılarını inkar edebilmek için şiddete sarıldılar. Henry V. Dicks’in yaptığı bir araştırmaya göre, sevecen bir anneyle iyi ilişkileri olan kişilerin, Nazi ideolojisine en az teslim olanlar olduğu ortaya çıkmıştır.


Kaynak: Arno Gruen - İçimizdeki Yabancı

49 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Etik

Özerklik

"Takip Et"

 Geride kalma!

Fırsatlara ve en keyifli paylaşımlara ilk sen ulaş! 

  • facebook
  • twitter
  • YouTube - Beyaz Çember
  • Instagram - Beyaz Çember

© 2023 by FEEDs & GRIDs. Proudly created with Wix.com