• ozanakbas

Doğaya Dönerek Mutluluğu Bulanlarda Bugün: Sangha Mutfak’ın Hikayesi


Öncelikle sizi tanıyalım, hikâyenizi dinleyelim isteriz?

Ben aslen İzmirliyim, İzmir’in şifalı havasında suyunda büyüdüm. Anneannemin doğal besinleriyle, annemin özeniyle. Sonra ne olduysa İstanbul’da oldu. Önce öğrencilikte kötü beslenme, sonra iş hayatında yoğun yaşam, seyahatler, stres derken hücrelerim de beynim de bana özüme, köklerime dönmemi söyledi. Önce yoga başladı, zamanla kendi pratiğimin üzerine bir şeyler daha eklemek istedim ve yoga eğitmeni oldum, sonra da aldım bavulumu ve oğlumu İzmir’e döndüm. Şifalanmaya, dinlenmeye.. Bir de aşık oldum o arada, onun da peşinden geldim aslında.

Sangha Mutfak fikri nasıl ortaya çıktı, nasıl gelişti ve büyüdü?

Geldim ama beden yorgun, zihin yorgun. Yoga çok iyi geliyor ama daha fazlasına ihtiyacım olduğuna karar verdim. Köklere inmek lazım dedim, yeniden temiz beslenmek, her bir hücrem için elimden geleni yapmak. Kendim için iyi bir şeyler yapmanın peşine düşmüşken yakın çevremde ne kadar çok benim gibi insan olduğunu fark ettim ve sangha doğdu. “Sangha” Sanskritçe topluluk demek. Sadece kendini kurtararak olmuyor, herkes için iyi bir şey yapma hissi daha da ayağa kaldırıyor insanı. Doğal kaynaklardan çıkan temiz malzeme, sağlık reçeteleri, hücrelerimize iyi gelecek dokunuşlar birleşti ve benim güzel topluluğum için lezzetli yiyeceklere dönüştü.

Sangha adını boşuna koymamışım çünkü herkesin emeği var bu markada. Logolar ve etiket tasarımları sevgilimin çok yakın bir arkadaşı Rıza Çankaya’dan, manifesto benim üniversitedeki ev arkadaşım Özlem Karakurt’tan, sevgilimin, dostlarımın, özellikle üretim aşamasında annemin müthiş bir desteği var, oğlum, anneannem bile fıstık ayıklıyor :) dahası, marka kurulduğu andan itibaren herkesten bir tarif, bir dokunuş, bir katkı geldi. Yani bu benim değil aslında aynı temiz yaşamı özleyen bir topluluğun markası. Herkes kalbini koyunca da dalganın nasıl yayıldığına inanamıyorsunuz. Sosyal medyanın gücü tabii, beğenen paylaşıyor, ne güzel. Beğenmeleri için de çok uğraşıyorum. Gerçekten kendi ellerimle en temiz malzemeleri seçiyorum, tarifleri sürekli geliştiriyorum. Yani bence bu ilgi hissediliyor ve topluluk büyüyor.

Ürünleriniz nelerdir, ne gibi özellikleri var?

Ürünlerimiz; özellikle bağışıklık ve sindirim sistemine katkı sağlayan fermente bazı gıdalar ile yine en sağlıklı yağlardan olan sadeyağ (ghee) ve fıstık ezmeleri. Bir de bizim ve topluluğun da bayıldığı granolalarımız var, granolalarımızı filizlendirip aktive ettiğimiz çiğ (kavrulmamış) karabuğdaylar ve/ya yulaftan yapıyoruz. Karabugdaylar desen, yine Türkiye’de karabuğday ve kinoa yı bizim kendi topraklarımızda üreten çok çok takdirle ve sevgiyle izlediğim, sevgili Pınar’ın @pinoakinoa sı! Yani hepimiz birbirimize el veriyor, destek oluyor, görüyor ve sesimizi duyuyorsak, o zaman gerçek bir iş yapmış oluyoruz gibi geliyor bana..

Tabii ki ürünlerimiz hiç birinde koruyucu herhangi bir katkı maddesi, pastörize işlemi ve şeker ilavesi yok.

Özellikle fıstık ezmesini biz ekip olarak çok beğendik, bunu böyle yapmayı kendiniz mi buldunuz, hazır bir tarifle mi başladınız?

Fıstık ezmesi aslında herhalde yüzyıllardır var olan bir tarif, adı üzerinde fıstıkları ezmek :) kalanı biraz kullandığınız makinanın gücüne, içine kattıklarınıza yani sizin yaratıcılığınıza ve denemelere yanılmalara ve yeniden denemelere ve yeniden yanılmalara, eşe dosta tattırarak en uygun reçeteyi bulmanıza kalmış. Benim sevgilim, ailem, yakın arkadaşlarım çok uzun süre her türlü, her kıvamda fıstık ezmesini tattılar, yazık :) bir ara tüm o yapılan fıstık ezmelerini değerlendirmek için evde sürekli fıstık ezmeli bir şeyler oluyordu; smoothieler, kekler, kurabiyeler – kek kurabiye dediysem tabi rafine şekersiz – ve sonunda en içinize sinen reçeteyi buluyorsunuz.

Biz üç beygir gücünde hayli kuvvetli bir makine kullanıyoruz ve fıstık ezmelerimizin kıvamını biraz ona borçluyuz, onun dışında tüm o denemeler sonunda şu anda sade, ballı, matchalı, hindistan cevizli ve chia&keten tohumlu fıstık ezmelerimiz var! Yeni ürünler için de denemeler, fizibiliteler her zaman devam ediyor…

Günümüzde özellikle kent hayatında beslenme biraz dikkatten kaçan bir konu oluyor, fakat son yıllarda sağlıklı ürünler, organik tüketim gibi konular popüler olmaya başladı, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz büyüdük ve kirlendi dünya :) gerçekten artık kirlilik görünmeyecek gibi değil. Özellikle sosyal medya, şeffaflaşan içerikler ve sağlık sektöründeki devrimler artık giderek hastalanan toplumu gözümüze sokuyor. Sadece beslenmede değil, ilişkiler de kirlendi. Kendini daha çok koruma ihtiyacı duyuyor insan. Zamanla hastalıklar başlıyor, depresyonun bile beslenmeyle ilgisi olduğu çıktı ortaya. Yani aslında bilgi çağı bizim hayatlarımızı kurtardı bence.

Sadeyağ ghee ilginç bir ürüne benziyor, bununla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?

Günümüzde kalp hastalıkları ve kanser dahil birçok hastalığın sebebinin stres ve yanlış beslenme olduğuna dair çok sayıda yayın var, ki bu kötü beslenme alışkanlıklarının başında şeker ve trans yağlar olduğu artık saklanmıyor!

Aslında çok çok uzun yıllardır Anadolu ve Kafkaslarda “Sade Yağ” olarak bilinen Ghee; inek sütünden yapılmış tuzsuz tereyağının içerdiği su ve katı maddelerden ayrıştırılmasıyla elde ediliyor. Sütün katı kısımları alındığı için laktoz ve kazeinden de arındırılmış olur.

Faydaları saymakla bitmiyor inanın, öncelikle yanma derecesi diğer yağlara oranla yüksek olduğundan (230 – 240’) yağların yanmasıyla ortaya çıkan serbest radikaller ortaya çıkmaz, bütirik asitten çok zengin olduğu için bağırsak duvarının bütünlüğünün sürdürülmesini sağlar ve sağlıklı bir sindirim ve bağışıklık sistemine katkısı büyüktür, K2 ve CLA gibi antioksidanlar ve A ve E vitaminlerince zengindir, kilo kontrolü sağlar, henüz bununla ilgili bir yayın var mı bilmiyorum ama bence depresyonu bile önler. :)

Yani senelerdir kolesterol lobisi tarafından kandırıldık :) Tereyağı, özellikle sadeleştirilmiş, arındırılmış en temiz haliyle “sadeyağ” en sağlıklı yağlardan biridir.

Bir de sauerkraut var, bunu da sizden dinlemek isteriz, faydaları nedir, hazırlığı nasıl yapılır, biraz bahseder misiniz?

Almanların “sauerkraut” dedikleri ekşi lahana, aslında lahana turşusu! Peki bildiğimiz “lahana turşusu”nun suyu mu çıktı, neden “sauerkraut” derseniz, sauerkrautda fermentasyonu hızlandırıcı sirke ya da limon gibi bir eklenti olmadığından, sadece tuz ile, kendi zamanında ağır ağır fermente olur, ekşi tadı ise fermantasyon sırasında lahananın içerisindeki şeker laktik aside dönüştükçe oluşur.

Zaten lahana başlı başına çok sağlıklıyken, fermente edildiğinde süper gıda halini alıyor. Lahanada doğal olarak bulunan mayalar ve bakteriler ile gelişen fermantasyon, iyi bakteriler dediğimiz probiyotiklerin gelişimini sağlar ve fermente ekşi lahana probiyotikler açısından çok zengin olduğundan (milyarlarca koloniden bahsediyoruz) bağırsak florası için çok faydalıdır, böylelikle hem sindirim hem bağışıklık sistemini destekler, yine kemik sağlığı için çok önemli olan K2 içerir, kanser riskini azalttığına dair çok fazla yayın var.