• ozanakbas

Tasarım ve Dil #MondayMotivation

Yanlış Konsept'te bu haftanın dosyası biliyorsunuz ki Tasarım. Haftanın dosyasında konu neyse her günü farklı bir perspektiften o konuya yaklaşarak değerlendiriyoruz. Pazartesileri haftaya motive ve farkında başlamak, hayatı yapış yapış klişeler yaratmadan, tadında sorgulayarak, düşünerek, bilinçli kalarak başlayalım diye #MondayMotivation paylaşımlarımızı yapıyoruz.


Bugünün Monday Motivation'ındaysa; sorgulamalık, üzerine düşünmelik bir tasarım konusu ele alarak beyinlerimizdeki nöronları aktive ettiğimiz, meselelere farklı açılardan yaklaştığımız bir başlangıç yapıyoruz haftaya.


Düşünce dergisi #Cogito'nun 83. özel sayısının başlığı "Tasarım Ne Bekler?" idi. Bu sayıda Koç Üniversitesi'nde öğretim görevliliği yapan Doç. Dr. Tilbe Göksun ile "Tasarım, Psikoloji ve Dil" başlığı altında bir söyleşi yapılmış. Gelin bu hafta buradan hareketle farklı birkaç soru gündeme getirelim.


"Bir sanatçının veya görsel anlatım biçimlerini kullanan bireyin kendine özgü bir grameri olabilir mi? böyle bir gramer varsa saptanabilir mi?" sorusuna cevap verirken Göksun diyor ki, "Dilbilimsel açıdan yaklaştığımızda gramerin sadece dillerde olduğu düşünülüyorsa da, görsel sanatlarda da grameri oluşturan kelimelerin olduğunu düşünüyorum" diyor ve ekliyor, "gramer yapısı olması için belirli kurallar olması gerekir. Eğer bu kurallar görsel iletişimde varsa o zaman gramerden söz edebiliriz."


Tasarım'ın dil ile ilişkisi üzerine neler söylenebilir? Tasarlanan nesneler sistematik bir iletişim örgüsü de kuruyor mu aynı zamanda ne dersiniz? Söyleşideki örnekten yola çıkacak olursak, bir sandalye malzemesinden, teknik özelliklerinden tamamen bağımsız bir şekilde sadece dört bacağı ve oturma yüzeyiyle bir iletişim kuruyor mu tasarım üzerinden? Bunun grameri nedir?... Gibi güzel sorular geldi bakın gündeme. Biraz tartışalım mı bunlar üzerine?


Kentler ve Gücün Dili

Mimarlık üzerinden gidelim isterseniz? Ya da kentler ve barındırdıkları tekrar eden imgeler üzerinden. Göksun, jestlerin bile aslında bir grameri olmadığından bahsediyor yazıda. O halde mimarlığın nasıl olabilir, diye düşünebiliriz. Duyularımızla kavradığımız ve anlamlarıyla beynimize kodladığımız tüm soyut ve somut kelimelerin dilde oluşturduğu bütüncül sistemle, içinde barındırdığı ritim, renk, biçim, yerleşim tipleri itibariyle bir algı yaratabilen mimarlığın yine beynimize kodlanarak var ettiği sistem birbirinden çok da farklı değil bana kalırsa.


Napoleon'un Hausmann'a inşa ettirdiği Paris'in, ya da Hitler'in Alman kentlerinde kurgulanan simetrik geniş caddelerin birer gramer ögesi olduğunu düşünemez miyiz mesela? Simetrik kökenli, sonunda mutlaka bir landmarklık 'eki' olan o geniş caddeler "güç" ya da "otorite" gibi bir kelimedir bence. Bu analojinin antik yunana, agoralara, Romalıların "forum"larına kadar uzandığını bile söyleyebiliriz. Yani, mimarî tasarımın iletişimsel bir rolü olduğu aşikâr aslında.


Simetri - Landmark - Otorite | Vatikan

Victor Hugo, ünlü romanı Notre Dame de Paris. 1482'de "basım teknolojisinin mimarlığın iletişimsel rolünü yok edeceğini" ileri sürer. Mimarlık üzerinden kurgulanan bir dil olduğunu yüzyıllar öncesinden başlayarak söyleyebiliyoruz. Tabii belki de buna bir dil değil de "politik bir jargon" da diyebiliriz. Politika ve yönetimlerle ilgili mesajların kentsel ölçekte verilmesi şüphesiz alışageldiğimiz bir şey. İktidarın, mimarî ve kentsel ögeler üzerinden tasarım aracılığıyla mesaj vermesi de yeni bir şey değil.


Aralıksız uyaranlara maruz kaldığımız, malzemeyi geri dönüştüremediğimiz, göğü göremediğimiz, yeşili unuttuğumuz kentlerin kurduğu görsel iletişimin birey psikolojileri üzerinde nasıl etkileri olabileceği üzerine yıllardır çok yazıldı, çizildi. Bunları biliyoruz artık. Dileyenler Jane Jacobs'un "Büyük Amerikan Şehirlerin Yaşamı ve Ölümü" isimli çalışmasına bir göz atabilir, kente farklı bir yerden, haritadan-tepeden değil de, kaldırım seviyesinde bir çift gözle bakmanın öneminin altını çizmesi bakımından önemlidir.


Jane Jacobs


Kentsel ya da mimarî tasarımla değil, uygulamaların tasarımı üzerinden de bir gramer düşünebiliriz. Aşağı kaydırma, yukarı kaydırma, tik konulan kutucuklar, ekrana çift tıklama, üç tıklama, iki parmakla büyütme, basılı tutma gibi jestler bildiğimiz anlamıyla bir gramer yaratmıyorsa bile (tabii bu meseleleri bir dilbilimciyle oturup tartışabilmek çok daha farklı sorular gündeme getirebilir ve çok daha keyifli olurdu ama kendi düşünsel aşamalarımdan süzdüğümde) görsel tasarım ürünü bu arayüz üzerinden küresel bir jest jargonu yarattığı kesin.


Tasarım Üzerinden Kurgulanan Dil Baki mi?

Tasarım sektörünün en eski ve en çileli tartışmalarından biri olan "form" mu, "estetik" mi? sorusu da bana kalırsa "Tasarım ve Dil" başlıklı bu yazıda dile getirilmesi gereken sorulardan bir tanesi. "Tasarım ve Suç" adlı kitabında Hal Foster, Karl Kraus'un şu sözlerini alıntılıyor:


"Adolf Loos da ben de -o gerçek anlamıyla, ben dilbilimsel anlamda- bir vazo ile bir oturak arasında ayrım olduğunu, kültüre hareket alanı kazandıranın da bu ayrım olduğunu söyledik. Olumlayıcı bir tavırla yaklaşanlar [yani, bu ayrımı koymayanlar] ikiye ayrılır: Bir yanda vazoyu oturak diye kullananlar, diğer yanda oturağı vazo diye kullananlar."



Burası bana kalırsa çok keyifli. Kullanım nesnesiyle, sanat nesnesi arasında bir ayrımın altı çiziliyor aslında burada. Yani aynı tasarım objesi üzerinden iki farklı senaryonun önü açılıyor. Dilin içerdiği çift anlamlı kelimeler gibi. (Kara, dediğimizde hem kara parçası hem de siyah renk anlıyoruz ya, bunun gibi) Burada da kullanım nesnesiyle sanat nesnesi arasındaki sınırların silikleşiyor olmasını eleştiriyor Kraus. Yani aslında tasarım öznesi üzerinden kurulan görsel iletişimin dinamikleriyle oynanamamak gerektiğini savunuyor.


Tabi estetik nesneyle kullanım nesnesi çoktan iç içe geçti günümüzde artık. Foster'ın da dediği gibi, içe içe geçmekle kalmayıp, ticaretin güdümüne de tâbi oldu. Dünkü videomda da bahsettiğim gibi artık sadece "mimarlık projelerine ya da sanat sergilerine değil, kot pantolonlardan genlere kadar her şeye tasarım gözüyle bakılıyor. Globalizm ve kapitalizmle şekillenen bir "tasarım dili" yaklaşımı da gündeme geliyor yani bu başlıkta.




Son olarak aklıma gelen bir başka örneği daha sunmak isterim, üzerine düşünmeler yapmalı bu pazartesi günü yazısı için :) Soyut kelimeleri anlatırken dilde kullandığımız metaforlarla tasarım arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Cümle tasarımı diyebilir miyiz metaforlar için? Enteresan bir yaklaşım olabileceği kanaatindeyim. Tilbe Göksun söyleşisinde soyut kavramları anlatırken daha çok jest kullandığımız söylüyor. Belli ki dilde var olan bazı kelimelerin anlatımında dili aşan bazı ihtiyaçlar söz konusu. İşte bana kalırsa, tasarım da dilin yetmediği bu boşlukları doldurmak için bulunmaz nimet.


Nasıl? Sorgulamak güzel değil mi?

Tasarım bir dil midir, değil midir? Aynı Türkçe'yi iki farklı kişinin bile birebir aynı kullanmadığını düşünecek olursak, aynı analoji üzerinden tasarlanabilmesini ve kendi özgün farklılıklarını içermesini bir nebze gramerle özdeşleştirebiliyorum.