• ozanakbas

#TBT'de Bu Hafta: Tasarım ve Endüstri - Devrim Sonrası Yaşananlar

Sanayi devrimiyle birlikte insan medeniyetlerinde hızına yetişilmez bir yenilik, inovasyon, değişim süreci başladı. Madde anlamına gelen meta kavramı da sanayi devrimiyle birçok tartışmanın göbeğine yerleşti. Çünkü ticarî döngüler ve insan için tasarlanan yaşayış biçimi, ticaretin sürekli devamlılığını, toplumun aralıksız uyarana maruz bırakılmasını ve sürekli satın alması gerekenlerin hatırlatılmasını gerekli kılıyordu, bu da satılan ve satın alınan şeylerin sınırlarını eritip, inanılmaz bir çeşitlilikte hizmet ve ürün pazarına yer açtı. Her şeyin metalaştığı, metanınsa buharlaştığı bir düzen. Bu ne demek? İnsan bedeni metalaştı ama örneğin para gibi somut bir maddenin yerini kredi kartı aldı. Kavramların birbirine aktığı, anlamlarının boşaldığı, içi boş kabuklarla dolu bir metalar ve uyaranlar dünyasına doğru evrildik.


Evet, ne olduysa sanayi devrimiyle oldu. Tasarım dosyası açtığımız bu haftanın #tbt'sinde de bu yüzden, "tasarım"ı, bugün kullandığımız endüstriyel anlamıyla var eden kapitalizmin yükselişine de tanıklık eden son birkaç yüzyıl üzerine konuşmak istedim. Zaten tezimi de bunun üzerine yazmıştım :) Ama çok detay girmeyeceğim, yine birkaç bilindiği halde düşünülmeyen noktanın altını çizmek niyetim. Yaşama biçimlerimizin gerçekten kendi seçimlerimizle mi böyle olduğunu, yoksa sorgulamadan bize verilmiş bir senaryoda replikler mi ezberlediğimizi algılamaya çalışalım.


Tüketim nesnesi yani meta (commodity) ve kültürün, medyayla güçlü bir bağlantısı var. Bugün marka kimliği dediğimiz şey, sanayi devrimi sonrası seri üretimin yaygınlaşması ve bir rekabet pazarının doğmasıyla oluştu. Çok da eski değil, bir logonun, marka kimliğinin oluşması geçen yüzyıl falan aslında. AEG'yi bilirsiniz, elektronik devlerindendir. İşte erken örneklerden birini AEG'nin kurumsal kimliğini tasarlayan Peter Behrens ortaya koymuştur bu marka tasarımı ve benzeri danışmanlıklarıyla.

"TASARIM ... OBJENİN KARAKTERİNİ EN İYİ ŞEKİLDE YANSITAN VE YENİ TEKNOLOJİLERİ AVANTAJA DÖNÜŞTÜREN BİR SÜREÇTİR" Peter Behrens | Mimar ve AEG Artistik Danışmanı

Çok temel başlıklarla yaklaştığımızda konuya şöyle bir zincirleme reaksiyon söz konusu. Hızlandırılmış bir throwback ile:

sanayi devrimi > seri üretim > işçi sınıfı/üretim-tüketim döngüleri > markalaşma > rekabet > reklâm > medya > sosyal medya > globalizm > kapitalizmin altın çağı



Bu döngüler ve değişimler zincirinde tasarım yer yer reaksiyon gösterdi, yer yer bu döngüyü destekledi ve bazen de modernizm örneğinde olduğu gibi, reaksiyon gibi görünüp, günün sonunda ateşe körükle gitti. Örneğin 20.yüzyıl başlarında, 19'un sonlarından gelerek birtakım akımlar doğdu. Art&Crafts gibi, Art Nouveau gibi. Bunlar diyordu ki, fabrikada düz düz üretip geçiyorsunuz, herkes aynı şeyleri kullanıyor, herkes tektipleşiyor, evler birbirinin aynı oldu, olmaz böyle, diyordu. Art Nouveau stilinde tasarlanmış yapılar bugün İstanbul'da da var görmüşsünüzdür süslü, çiçekli, desenli, bezeli cephelerini... (aslında çok kıymetli birer miras bunlar fakat ne yazık ki çürümeye terk edilmiş durumdalar; İstiklal'deki Botter Apartmanı ilk örneklerinden bu akımın) işte bu aslında endüstrileşmeye bir tepki niteliğindeydi. Bastırılmış şeyler abartılmış şeyler olarak geri döner her zaman, belki de bu da bir isyan, bir dışavurumdu tasarım camiasında.


Bauhaus da aslında böyle doğdu. Bauhaus, 20. yüzyıl Almanya'sında iki dünya savaşı arasındaki siyasî ve sosyal atmosferde; bugün #tasarım dediğimiz kavramın ve özellikle endüstriyel düzlemde tasarlanmış üretimlerin temelini oluşturmakla kalmamış, tasarım eğitimi ve metodolojileri üzerine de birçok düzenlemeyi gündeme getirerek 20.yüzyıla yön vermiş bir okuldur. . Bauhaus, endüstrileşmeyle gündeme gelen sanatın, üretimden kopması, seri üretimle nesnelerin sanatsal yönünün kaybolması gibi durumlara tepki olarak oluşan birçok çalışmanın ve üretimin sonunda, endüstrinin standartlaşması, ürünlerin tektipleşmesi, sanatsal kişiliğin gündemden düşmesi gibi meselelerin güdümünde, yani ortalık karışıkken kurulmuş olduğundan, bugünün post-modern ikliminde bile hala sıcak tartışmaların belkemiğini oluşturan etki uyandırmış bir tasarım akımıdır aynı zamanda.




Sonra ne oldu? Belki bir uzlaşı çabası belki kavramların iç içe geçmesi, içinden çıkılmaz bir bireyselleşme-politika-ekonomi-sanat vorteksi oluştu.


Modernizm kapitalist üretimlere karşıymış gibi durdu, ama Bauhaus'u ve endüstriyel üretime uygun tasarım konseptlerini üreterek kendi bacağına sıktı. Post-modernizm dedi ki, herkes her şey olabilir ve her şey de her şekilde olabilir dedi. Stiller, malzemeler, formlar havalarda uçuştu. Günün sonunda bireyselleşme ve özgünleşme vaatleriyle listeye en tepeden giriş yapan Post-Modernizm'in bugün bizi getirdiği hal de sanırım ortada :) (aramızda kalsın, bana kalırsa modernizmden daha hızlı bir tektipleşme yarattı Post-Modernizm, sadece o kadar görünür değil bu tektipleşme)


Başta bahsettiğim medya-meta-kültür üçlüsü işte sanayi devrimi sonrası, endüstrinin güdümünde böyle yol aldı. Bir yanda tasarım ve birey arasında kurulmaya çalışılan sağlıklı bir ilişki, günün sonunda bireyi mecburlaştıran, ticarî ve maddî anlamda köleleştiren bir tüketim dişlisine dönüştü. Bir yandan markalaşma, paketleme, kurumsallaşma reaksiyonlarını yaşayan pazar hareketlenmeleri, önce radyo, sonra TV sonra da sosyal medyayla bireye ulaşmanın binbir farklı yolunu edindi.


Bugün bireyler de birer meta. Bireyler aynı zamanda vitrin. Aynı zamanda medya. Dükkanlar da sanal, ürünler de sanal. Sanayi devrimi başımıza gelen en korkunç şey demişim gibi oldu. Öyle demiyorum ama. Dediğim şey, kendin olmak, kendini sevmek şarkılarıyla her gün maruz bırakıldığınız şeyleri iyi değerlendirin. Kendimiz olduğumuzu, kendimiz istediğimizi sanarak herkesleştirildiğimiz bir düzen kurdu günün sonunda bütün bu reaksiyonlar. Sınırlar ve tanımlar eriyerek iç içe geçti. Sanatsal üretimler, tasarımlar global bir var oluşa soyundu. Yerel olan ve küresel olan yer değiştirdi. Yerelini küresele taşıyan tutunabildi. Köşedeki manav yerine açılan üçüncü dalga kahveci çok şey anlatıyor aslında... gibi gibi.


Konsepti yanlış anlamamaktan kastettiğim de hep bu. Üzerine düşünmeden yaptığımız şeyleri, biraz üzerine düşünerek yapalım. İhtiyaçlarımızı iyi belirleyelim. Yüceleştirdiğimiz ya da metalaştırdığımız şeyleri fark edelim. Bireyselcilik oynayan kurumsal şarkılara çok kolay kanmayalım. Bu yüzyıl, farkındalığın yüzyılı. Bu kuşak da sorgulamaların kuşağı. Tasarımın var ettiği toksik ve mutsuz edici yaşam biçimlerini, -mış gibi'lerin dünyasını, konuşarak, doğal kalarak, samimi kalarak ve yine tasarımın sağlıklı ve yapıcı, katkı sağlayıcı yanlarını kullanarak aşabiliriz.


Geleceği tasarlarken de, tasarımın geçmişine bakmak bu yüzden faydalı olabilir.


Sevgiyle kalın!


Kaynaklar:

https://www.flickr.com/photos/jumborois/4665119947/

Bauhaus: modernleşmenin tasarımı (derleyen: Ali Artun, Esra Aliçavuşoğlu | İletişim Yayınları)

https://www.moma.org/collection/works/2851

https://mymodernmet.com/what-is-bauhaus-art-movement/

https://www.aeg.com.tr/about-aeg/