• Heavenskite

Yemek, Sadece Yemek mi?



Diğer canlılardan farklı olarak insanda içgüdüler değil; dürtüler vardır. Türün devamlılığını sağlayan, türün bütün üyelerinde ortak olarak bulunan içgüdünün tersine; dürtüler “öteki” ile ilişkilerimizle şekillenir ve bu yüzden türün bütün üyelerinde aynı değildir. Beslenme, üreme gibi eylemleri içgüdüsel olarak gerçekleştiren canlılar bu eylemlere anlam atfetmezler ve nasıl yapacaklarına dair belirli kurallara sahip olmazlar. Öte yandan insanlar ise en basit biyolojik eylem olarak görülen yemek yemeye ait birçok simgesel, kültürel, psikolojik anlam kodlarına sahiptirler.


Yaşaması için yemesi gereken insanın beslenmeye önem vermesi gerekmiş; ilkel çağlarda bitkileri toplayarak ve hayvanları avlayarak beslenen insanlar, yerleşik hayatta ise beslenme için üretmeye başlamışlardır. Farklı yapıdaki besinlerin tüketilmeye uygun hale getirilmesi için farklı yollar, teknikler uygulanmış; insanın beslenme ihtiyacından doğan bu sistem farklı zevklere hitap eden bir arzu nesnesi haline de dönüşmüştür.


Yemeğin hazırlanması esnasında soymak, doğramak, kesmek, parçalara ayırmak, kırmak, kaynatmak gibi terimlerin; aynı zamanda şiddet, öfke, acımasızlık sembolleri şeklinde karşımıza çıkması ise insanın mazoşist ve sadist yönünün bu yolla aktarılmasıyla ilişkilidir. Yemeklik malzemelerinin hazırlanması adeta işkence görüntüleri olarak nitelenir ve bize kanlı savaş senaryolarını düşündürür. Bu algıyla birlikte düşmanlık duygularının bireyin sahip olduğu en özel alan olarak “beden”e yönlenmesi bedene girecek olan yiyeceğin kirletilmesi aracılığıyla yapılmaktadır. Yemeğin gizli intikam işlevi olarak kullanılması, eylemin yöneldiği bireyin bunu bilmemesine rağmen yapan bireye tatmin sağlaması izlediğimiz, tanık olduğumuz kimi sahnelerde geçmektedir. Örneğin kendisine kötü davranan müşterinin içeceğine tüküren garson, yüz yüze alamadığı intikamı yemek aracılığıyla üstü kapalı bir şekilde gerçekleştirerek psikolojik tatmin yaşamaya çalışmaktadır.


Danny DeVito’nun (1989) Amerikan yapımı Güllerin Savaşı isimli filminde birbirinden intikam almaya çalışan bir çifti görürüz. Kocasına, onun çok sevdiği köpeğinin etini yedirdiğini söyleyerek ondan intikam alan karakterimiz yine bu intikamın beden yoluyla yapılmaya çalışılmasının göstergesidir. Bireylerin bu sahnelerde ne yediğini öğrenmeleri ile “ağızdan çıkarma”, “kusma” davranışları ise bir savunma olarak karşımıza çıkar. İstenmeyen bir şeyin bedenimize girmesinin düşüncesi kabul edilecek bir durum değildir. (Öte yandan sevdiğimiz insanlara "yerim seni" deriz, bedenime seni kabul edebilecek kadar çok seviyorum mesajı yok mudur aslında?)


Yeme davranışına psikolojik yönden bakmaya devam ettiğimizde karşımıza bulimia, anoreksiya nervosa gibi rahatsızlıklar çıkar. Genelde ergenlik döneminde genç kızlarda görülen bu rahatsızlıklar, kontrolcü ebeveynlerin davranışlarına karşı bir savunma mekanizması gibi işlev görür. Birey, kendi hayatını kontrol edemezken; hayatta sahip olduğu belirgin olan “beden” üzerinden kontrol sağlamaya çalışır ve yediklerini kusma, yememe, tıkanırcasına yeme gibi semptomlar gösterir. Çarpıtılmış bir beden algısının oluşmasıyla birlikte yemeklere psikolojik anlam atfedilir. “Duygusal yeme” olarak bilinen durumda ise bireyin biyolojik olarak acıkmamasına rağmen duygularını, stresini bastırmak için yemekten alınan hazla kendini meşgul etmeye çalışarak kendini psikolojik olarak iyileştirmeye çalışması yemek yemenin psikolojik yansımalarından biridir.


Tüm bu örnekler yemek yemenin beslenme ötesinde nasıl anlamlar taşıyabildiğinin göstergesidir. Öte yandan yemeği pişirme şekli de anlamlar silsilesinin bir devamı niteliğindedir. Yenilecek besinlerin kızartılması tüm toplumlarda zenginlik göstergesiyken, pişirme yöntemi olarak haşlama ise daha çok komünist toplulukların ya da maddi durumu iyi olmayan kişilerin tercih ettiği bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kızartma ile çöpe gidecek yağ atığı oluşturulurken; haşlama ile besinin suyundan, yanında başka şeylerinde haşlanması ile ateşten, besin değerlerinin korunması ile de yiyeceğin kendisinden tasarruf sağlanmaktadır. Eve önemli bir misafir geldiğinde ise kızartma yapmak yine ortak bir kültürdür, misafire verilen değeri de örtük bir şekilde göstermektedir.



Neyin yiyecek olarak kabul edildiği, nasıl pişirildiği, neyin tercih nesnesi haline geldiği ise çevremizdeki insanlarla ortak paydada buluştuğumuz kültür ile şekillenir. Ne yediğimizin önemli olmasının yanı sıra, kiminle yediğimiz de yemek üzerinden anlamlandırılan başka bir simge haline gelir. Sevdiklerimize yemek hazırlamak, arkadaşlarımızla yemeğe çıkmak, yemeğe davet edilmek gibi eylemlerin hepsinin kültürel önemi ve hayatımızdaki yeri belirgindir. Toplumu oluşturan diğer insanlardan ayrılarak “yemek” üzerinden buluşan bireyler, sosyal bir grup oluşturarak aitlik duygusunu oluştururlar.


Üç ilahî dinin kutsal kitaplarında ortak olan tek konu, Hz. Âdem ile eşinin yemek aracılığıyla sınanmaları ve sınanma sonucunda, bulundukları mekândan ceza olarak çıkarılmalarıdır. Bu ortak nokta dışında çoğu dinde bulunan oruç tutma ise yemek ve cinsellik üzerinden nefsin sınanma aracı olarak uygulanır. Oruç, dinin inananlarının bedenleri üzerindeki iktidarının göstergesi haline gelir. Aynı zamanda oruç tutmak, bir inancın üyesi olduğunu o insana sürekli hatırlatırken aynı inancı paylaştığımız kişilerle ortaklık duygusunu da uyandırır. Dinin yemek üzerinden birliği ile de kültürler ortak paydalarda buluşur ve dini ritüellerle yemeği birleştirir. Yemeğe birlikte oturanların toplumsal birlik hissiyatı din ile de pekiştirilmiş olur.

20 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Benim de

YAZI